Başka Bir Şey

2

          Sevgimiz, özrümüz, kavgamız, tutkumuz her birinden birer insan akıyor. Her biriyle bin insan ölüyor, bir insanın gözlerinin içinde. Dünya dönüyor, yeni sabahlar başka akşamlara açılırken, beynimizin üstünden boşalırcasına akıyor ömrümüz. Bitiyoruz çokça ama az olandan. Yavaş yavaş ama yok olup gideninden değil, her daim yaşayanından. İçimizde dönen bin bir dünyanın bin bir tilkisi dolaşıyor kulaklarda. Elimizde, avucumuzda sakladığımız kılıçlarımızı –ağzımızdan aldığımız- hazır bekletiyoruz. Ha olur da yine sevecek olursak diye birbirimizi. Kulpu olmayan bardaklardan içiyoruz çaylarımızı eğri otururken. Ne söyleyeceğimizi bilmiyor, öylece savuşturuyoruz herkesin söylediklerinden. Anlamıyor en çokta duymuyoruz. Ellerimiz, ta ötesinde içimiz yanıyor basıveriyoruz kahkahayı. Öyle oluyor ya.

       Sürekli bakıyoruz gece demeden gündüz demeden öğlenin ortasını beklemeden gözlerimizi kapamadan her daim bakıyoruz gelen geçene. Sabit birer kukla oluyoruz. Onun cümlesiyle selamlaşıp, bunun cümlesiyle döküyoruz olmayan içimizi. Kızarken dahi afilli bir şeyler sıkıştırıveriyoruz araya. Olmuyor gene olamıyoruz onun, bunun gibi. Olmuyor hiçbir şeyimiz ötekiler gibi. Fabrikası olsa da aynı çıksak diyoruz! Olduramıyoruz aynı. Unutuyoruz dinlemeyi, kulaklarımızı kaybediyoruz ya da düşürmüşüz bir başkasına kulak verirken. İçimizi duymaya kalmamış gereğimiz. Tatmin etmiyor bizi aynı yapanlar, parmağımızı basıverip mühre izimizi dahi aynı yapasımız geliyor. Doymuyor klonlanmayı bulmak için deliriyoruz. Kendimizi bize benzetmeye çalışıp olmayan kimliklerimizle gülerek geçiyoruz başkalaşanların üzerinden. Derdimizi bilmiyor, duymuyor, görmüyoruz yazık ki. Koşturup koşturup hep aynı yerde nefesleniyoruz da çıkmıyor şu içimizde sıkışan yanımız. Olmayan kendimize benzetip, benzediğince değiştiriyoruz dünyayı da. Beğenmiyor, bir türlü heh oldu diyemiyoruz. Burnumuzu mu kestirsek, yoksa çenemizi törpületip yok mu ediversek. Nasıl oluyor herkes birbiri. Olmuyor, olduramıyoruz. Hissedemiyoruz onlar gibi.  Koyuverince aklımızı başımıza, onu da yastığa. Koca bir sinema çalışıyor göz kapaklarımızda. Sırayla akıyor gündüzün senaryoları. Fark edince bir ağlamaktır tutuyor yakamızı. Yok susamıyoruz. En büyük derdimiz: anlaşamıyoruz. Hiç anlatılmamış hikayelerde yaşamışız oysa. Çabaladığımız gibi değil, es geçtiğimiz zamanda yaşamışız bunca zaman. Yıpranmış hislerimizden kucaklayıp çıkarıverince güneşe, kamaşıyor gözler, cılız bir çığlık kopuveriyor anın orta yerinden. Ayıplıyorlar, birbirleri gibi gülüp, herkes gibi cıkcıklıyorlar. Ötekileştirip, etiketlere boğup sinirleniyorlar. Ruhları sızlıyor. İçlerindeki ölümsüz zincirlerini şıngırdata şıngırdata koşuyor ölümlülerin hapsinde. Harabenin ortasında suya tutuyorlar bizi. Açmaya korkuyoruz gözlerimizi, aynaların ortasına atıyorlar da bakamıyoruz kendi yüzümüze. Hiç görülmedik bir yüz bu karşımızdaki. Bambaşka. Üstünü örttüğümüz ne varsa, kucağında çıkarmış önümüze. Yara bere içinde bambaşkalık, her bir yanı kanıyor. Utanç küpünün içinde tutuyoruz ilk defa kendi ellerimizi. Öyle özel, öyle tek. Bir şarkıdır tutturmuş söylüyor fısıltı gibi.

 

 

İnsan Kendine Yakalanır

 İnsan Kendinden Yaralanır

Ah Kendimden Bir Çıksam

Koşsam Koşsam Ve Atlasam…

Share

2 YORUMLAR

  1. Bayıldım. Çok anlamlı ver derin olmuş. Beni bir kaç hafta önce düşündüren konullarla ilgili olmuş. Yazınız tekrar beni derin düşüncelere boğdu. Düşünmek, her ne kadar bazen ağır gelsede, rahatlatıyor ve insana kendini sorgulatıyor. Bu mükemmel yazınız için çok teşekkürler!

  2. Öyle anlamlı ki, bazen içindeki o mesajı anlamak için bir kaç defa daha okumam gerekti. Okurken bir kaç background müzikler kullandım ve öyle daha hoş oldu. Öyle kendimi hafif hissediyorum ve bir o kadar da düşünceli bilmiyorum karmakarışık, çok teşekkürler, hep yaz!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here