Ayrılık

0

Ayrılık

Kelimenin kendisi bile ayrımcılık ve ırkçılığı çağrıştıran bir telaffuz şekli. Ayrılığın bin bir çeşidi var. Ülkeler birbirinden ayrılır, gemiler limanlardan ayrılır, trenler istasyonlardan ayrılır, hayvanlar yaşadığı yerden ayrılır, vatandan ayrılır ama en can alıcısı insanlar ayrılır. İnsanların ayrılması ne durumda olursa olsun hep can yakar. Ailenizden ayrılıp okumaya gidersiniz mesela ya da askere ya da gurbet ellere çalışmaya…

Bir de sevdiğiniz insandan ayrılırsınız. İşte en kötüsü bu; eğer ki gerçekten seviyorsanız ayrılık anı ölüm fermanınızın yazıldığı andır sanki. Sevgiliden ayrılmak evet acı vericidir,insanı mahveder ama bir süre sonra unutulur, sevgiliden ayrılık acısı inanın geçer. Çünkü çoğu sevgili zaten ayrı bir hayat yaşar. Okuldaki sevgiliniz mesela; onu sadece okulda görürsünüz ya da okul çıkışı bir yerde oturur bir kahve içersiniz ama sonrasında herkes kendi evine gider. Kimsenin kimseden aslında fazla haberi yoktur. Ne yer ne içer ne yapar fazla konuşulmaz bu konu. Çünkü sevgili durumunda her şey toz pembedir.

Gelelim ayrılığın en hüzünlü, en yaralayıcı, en parçalayıcı haline…

Boşanmak…

Biri ile tanışırsınız öyle ya da böyle. Yabancı biri, o güne dek tanımadığın biri veya tanıyıp da detaylı olarak bilmediğin biri. Zaman geçip gider seversin,aşık olursun, tutulursun. Artık o kadar benimsersin ki onu ‘işte bu insanla ömrüm geçmeli’ dersin. Ve en nihayetinde evlilik gelir kapıya dayanır. Aslında evliliğe gelene kadar gördüklerin reklamlardır, evlendiğin zaman film  başlar.

Flört döneminde kimse kimsenin evine gittiğinde ne yaptığını fazla bilmez. Fazla bilmezden kastım konuşulur ama hep iyi şeyler konuşulur, kötü şeyler konuşulmaz. Mesela kimse sevgilisine gece yattığında horladığını söylemez. Çünkü karizma çizilebilir. Sevgilinize kötü yönlerinizi söyleyin de görelim bakalım anında tekmeyi yersiniz. Çünkü kimse kötü yönleri olan birisiyle bir ömür geçirmek istemez.

Sevgili döneminde saklanan tüm negatif yönlerin evlilikte saklanma şansı yoktur. İki ayrı dünyanın insanı iki ayrı evden iki ayrı diyardan gelir ve aynı dört duvar içine girer. İşte bu noktada asıl sevgi ve aşk ortaya çıkar. Bi insanın kusurlarını görmeye başlayınca kimin sevip sevmediği görülür. Evlendin daha ilk sabahın. Ve eşin kalkmıyor neden çünkü onun uykusu ağır, kolay kolay kalkamaz ki. Zar zor kalktı tamam. Kahvaltı yapalım buyrun kahvaltıya;

-A hayatım bir krep yapsana!

-Ben krep yapmayı bilmem ki aşkım, bize krep hep annem yapardı.

İlk sabahtan cort. Sen hiç sordun mu ona flört zamanında ‘hangi yemekleri yaparsın’ diye. Sormadın ki,sorsaydın da zaten ‘tüm yemekleri yaparım’ derdi. nasıl olsa reklamları izliyordun. ‘Ya nasıl bilmez bu kadın krep yapmayı’ der erkek içinden ama burası önemli ilk zamanlar içinden.

Kahvaltı biter. Ve elbiseler istenir,genelde erkek tarafından. Ütülü, temiz, düzenli bir şekilde. Çünkü erkek sizi bir hizmetçi tarzında görür, genelde Türk ailesinde bu böyledir. Kadınlar çalışıyor da olsa evin yükü ona aittir. Erkek evin gelirini sağlar her zaman. Kadın ise evin tüm sorumluluğu ondadır hatta günümüzde kadınlar hem çalışır hem evinin işini görür. Yabancı biri ilk sabahınız ve sizden hizmet ister. Kadınlar için ilginç bir ironidir. ‘ya adama bak benden her şeyini hazır istiyor,hiç mi bir şey yapmamış bu yaşına kadar’ der kadın içinden. Burası yine önemli içinden der ilk zamanlar.

Ve günler böyle gelir geçer. Eksikler,hatalar,yanlışlar kimi evlilikler de zamanla giderilir. Yemek yapmak öğrenilir, kadına yardımcı olmak öğrenilir, kusurları görmezden gelmek öğrenilir, her şey öğrenilir ve bu evlilikler bir ömür boyu sürer.

Ama bir de öğrenilemeyen,hataların kusurların görmezden gelinmediği evlilikler vardır. Hani o ilk zamanlar içinizden söylediğiniz serzenişler var ya onlar zaman geçince dıştan, bağırarak, çağırarak söylenmeye başlanırsa işte o zaman film kopar. Kavgalar, gürültüler, olaylar, birbirine tahammül edememe. Kafalar uyuşmaz, fikirler uyuşmaz. Eğitim farkı, kültür farkı ve bir sürü sebepten dolayı çiftler birbirini çekemez duruma gelir. Artık ne yapsanız nafile, gözünün üstünde kaşı vardır ya o bile sebep olur kavgalar için. Bu kavgalar şiddete dönüştüğü zaman olay artık anlaşamamazlıktan çıkar ve savaşa döner. Savaşta düşmana saldırmayacağı şekilde size saldıran hayat arkadaşınızı görüverirsiniz bir an karşınızda.

Başka durumlar da vardır. Evlilikten bunalan insanlar flört dönemi ilişkilerine özenti duymaya başlar. Dışarıda göreyim ama aynı evde olmama durumları. Böyle durumlarda evliliğin en trajik durumu olan aldatma ortaya çıkar. Görünüşte güzel bir durumdur, flört hayatına geri dönüştür. 3. şahsı görür, gezer, tozar ama 3. şahısın hayatından haberi yoktur. Aldatılan, aldatan ve aldatmaya yardımcı olan şahıs içinde durum trajiktir aslında. Bir ipin ucunda gider tüm taraflar için hayat. O ip bir yerde kopar.

Başka bir durum ise kaderin oyunlarıdır. Kader ağlarını örmüştür. En basit örnek çok istediğiniz bir şey olmaz. Mesela çocuk istersiniz. Ama kaderin size yazgısında çocuk yoktur. Her şeyi yaparsınız. Malınızı,mülkünüzü,sağlığınızı ortaya koyarsınız ve çocuğunuz olması için her şeyi yaparsınız. Bir türlü olmayan çocuk,evliliğinizin altına dinamiti koymuştur. Suçlamalar, hayal kırıklıkları, gerilen sinirler, tahammülsüzlük had safhaya varır. Sanki o evlilik nasipten çıkmıştır.Göz göre göre uçurumdan aşağıya gider. Siz bunu durduramazsınız çünkü durdurmak gibi bir niyetiniz yoktur belki de.

Çocuk olanlar ayrılmıyor mu dersiniz. Tabii ki ve ne yazık ki onlar da ayrılıyor. Çocuğu olanların ayrılma sebepleri çocuklar üzerine değildir genelde. Onların ayrılma sebepleri yukarıda saydığımız sebeplerden biridir genelde. Yalnız bu ayrılıkta iki tarafında göremediği bir şey vardır; bu ayrılıkta en çok zararı çocuklar görür.

Yukarıda anlattığımız durumlara binlerce daha örnek sayılabilir. Fakat gün gelir ayrılık kapıyı çalar. Boşanma aşamasına gelinmiştir ve bu noktada kılıçlar kınından çıkar. Düne kadar aynı ev içinde olduğunuz insan şimdi baş düşmanınız oluverir.Sırtınızı yasladığınız, gece güvenle yanında yattığınız, kokusunu, nefesini ve her şeyini adınız gibi bildiğiniz yine bir yabancı oluverir.

Boşanma aşamaları her iki taraf içinde çok sancılıdır. Eşyalar, maddiyat, evler, arabalar ve en önemlisi çocuklar boşanma sürecinin en sıkıntılı dönemidir. Kimse ne eşyasından, ne parasından, ne evinden, ne arabasından ne de çocuklarından ayrılmak istemez. Ayrılmak istediği sadece bir ömür geçirmeyi planladığı kişidir. Sadece gözü eşini görmez,diğer her şey için mücadele eder ama eşi için mücadele etmez. O gözden çıkmıştır çünkü.

Bir şekilde bir yol bulunur ve her şey paylaşılır. Tamam artık her şey çözülmüştür. Hayat yeniden başlamıştır ayrılanlara. Ama aslında öyle değildir. Yapılan araştırmalara göre boşanmadan sonraki 1 yıl her iki taraf içinde çok sancılı bir dönemdir. Kadın da erkekte birden ortada kalmıştır. Madden değil manen ortada kalmadır bu.

Duygusal çöküntü,hayallerin bitişi,umutların çöktüğü andır bu. Boşanmanın tokatı yüzüne inmiştir. İyi ya da kötü düne kadar kapısını kapısını açtığın evin yoktur artık. Sığındığın, dertleştiğin, can yoldaşın yoktur artık yapayalnızsın. Çevrende bir sürü insan olabilir ama kimse o değildir. Kimseye derdini anlatamazsın çünkü kimse seni anlayamaz. Ne annen ne baban kim olursa olsun anlayamaz. Çünkü o insanlar senin durumunda değildir,onların hala kapısını açtığı sımsıcak bir yuvası vardır.

Çocukların ah çocukların, ne yapıyorlar acaba, bilemezsin çünkü artık onlara uzaksın. Haftada bir yada ayda bir görmek yetmez sana. Görsen bile nafile çünkü onların yanında değilsin artık. Eskiden 24 saat gördüğün çocuklarınla daha fazla beraber olmak için dakika hesabı yapar duruma gelirsin.

 

Boşanmalarda illa ki bir taraf maddi olarak sıkıntıya düşer. Evsiz, parasız kalarak bir yere sığınmak zorunda kalır. İşte bu durumda boşanmanın yarattığı en ezik durumdur. Çoğu insan ailesinin yanına sığınır. Lakin o evlenmek için çıktığın zamanın öncesindeki gibi olmaz hiçbir şey. Durumlar,ortamlar değişmiştir. Sen boşanmanın verdiği psikolojik yıkıntı içinde iken sen duymasan da senin üzerinden hesaplar yapılmaya ilk andan itibaren başlanmıştır. ‘Ne olacak bu,ne zamana dek bizimle,yeniden mi evlendirsek’ vesaire vesaire.

Kendi başına kalanların durumu da çok acıdır. Her işe kendi yetişmek zorundadır. Ben şunu sen şunu yap deme şansın yoktur. Artık hayatın tüm yükü tek kişinin omuzlarındadır. Yapmayı bilmediği ne varsa öğrenmekten başka şansı yoktur.

Aylar, yıllar geçer gider. Her iki tarafta bir şekilde yeniden kendine yol çizer. Yeni evlilikler yapılır,yeni yuvalar kurulur,yeni eşyalar alınır ve yeni yeniden ne varsa yapılır. Dünya hayatı böyledir mutlaka gidenin telafisini verir insana. Düzelmez denilen psikolojiler düzelir çünkü insanoğlu unutmaya kendini onarmaya meyilli bir yapıdadır. Yaşamak istiyorsa toparlanması gerektiğini bilir. Toparlanmaya gücü olmayanlar zaten en başından yenilir ayrılığa, ya bir silah ya da yüksek bir bina çatısı her şeyi çözer bu dünya için ama öbür dünya için ne getirir orasını Allah’tan başkası bilemez.

Pes etmemeyi öğrenmiştir insan ayrılık sonrası. Çoğu insan daha da güçlenerek çıkar bu süreçten. Ama gerçek olan bir şey vardır o da ayrılık sırasında ve sonrasında yaşanılanlar bir ömür boyu beynin bir tarafında kalır. O acılar O çileler O gözyaşları bir ömür boyu beynin bir kenarında sızlar sızlar ve damla damla akar kalplere…

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here