Ay Tanrıçası Selene ve Çoban Endymion

0

Devasa taşların yuvası olan Latmos’tan semaya bir ses yükseliyordu. Taşların gövdesine değen bu büyüleyici ses, doğanın kalbine nakış nakış işleniyordu. Tüm kuşlar ötmeyi bırakmış, bu sesi kıskanmaya başlamışlardı. Toprak ana, sesi özüne hapsetmek istiyor, böylece daha çok çiçek vereceğine inanıyordu. Bulutlar gitmeyi bırakmış, birlik olup bu sese odaklanmışlardı.

Ormanların derinliklerinden gelen bu kutsal ses, bir kaval sesiydi. Eğer Tanrıça Athena bu sesi duysaydı atmazdı kavalını bir köşelere (1). Ama bu kaval, Endymion’a aitti. Çoban Endymion…
Bu dünyadaki tek yaveri, kaval olan çoban Endymion…

Kavala sırdaşı gibi davranan, ona derdini, aşkını, özlemini, kendisini üfleyen çoban Endymion…

Dağların, gölgesine sığınan Endymion, çobanlık yaparak geçiniyordu. Elinde kavalıyla, önüne kattığı hayvanlara göz kulak oluyordu. Her ölümlü gibi o da yorulup, bir ağacın altına oturuyor ve yorgunluğunu kavalına dert anlatarak atıyordu. Yalnızdı. Ya da o öyle biliyordu.

Bir çift göz vardı onu yukarılardan izleyen. Yıldızlara benzeyen, dolunay gibi ışıl ışıl bir çift göz… Bir ışık vardı onu geceleri koruyan… Aşkın sıcaklığını barındıran bir ışık…

Ay Tanrıçası Selene’nin güzel gözleri… Endymion’un saf ve güzel bedenini gören Selene, kalbini Endymion’a ait kıldı. Her gece gelir, çoban uyurken ışıkları ile onu severdi. Doya doya bakardı hayran olduğu ölümlüye. Işıkları ile sardığı sevgilisinin başından sabaha kadar ayrılmıyordu Selene. Huzurlu kollarda uyuyan Endymion, hazla donatılan rüyalar görüyor ve sabaha en güzel hislerle açıyordu gözlerini.

Selene’nin bu büyük aşkını duyan diğer Tanrılar’ın içinde bir öfke başlamıştı. Gördükleri ya da işittikleri bu aşk, basit bir şey gibi durmuyordu. Bir ölümsüz, bir ölümlüyü nasıl sevebilirdi? Ölümsüzün, sonsuzluktan aldığı güç ölümlüye bir üstünlük katabilirdi; ölümsüzlük… Bunları düşünen diğer Tanrılar, hemen Tanrılar Tanrısı Zeus’a yetiştirdiler haberi. “Selene bir ölümlüye olan aşkı yüzünden görevini ihmal ediyor.” dediler. Bunu duyan Zeus, çobanın canını almaya karar verdi.

Bunlar olurken çoban Endymion, elini kavalına götürdü. Derinlerden bir nefes aldı, bir parça hüzün bir parçada ruhunu katarak üfledi kavala. Selene, yine gökyüzünde yerini aldı, sevgilisini izliyordu. Efsunlu sesle adeta kendinden geçen Selene, ışıklarla sevgilisinin yüreğine dokundu. İki beden, bir bütün halini alarak en derin özlemlere yol oldu. Bir kutsallık başladı o anda. Sabaha az bir vakit kala Selene, sevgilisinin yüzüne baktı. Her detayını kazıdı aklına. “Akşama kadar dayanabilirim sevgilim, yine geleceğim.” dedi. Son kez ışıklarıyla sarıldı ona ve güneş doğdu.

Gece olanlara şahit olan biri vardı; Zeus. İç geçirerek baktı bu iki güzele. Oysa oraya çobanın canını almak için gelmişti. Ama yapamadı. Kıyamadı çobanın saflığına. Sabaha kadar bekledi ve onları izledi. Güneş doğunca, Selene’nin gideceğini biliyordu. O zaman çobanı alabilirdi ondan. Selene gidince, çobanı minicik bir hale getirdi. Doğanın, çobanı koruyacağını bildiği için de Endymion’u ormandaki herhangi bir ağacın kovuğuna koydu. Canını almamaya karar vererek, onu sonsuza kadar uykuya hapsetti.

Akşam gelip sevgilisini göremeyen Selene’nin yüreğinde bir feryat başladı. O günden sonra dolunay haline bürünüp yeryüzünü o sevgi dolu ışıklarıyla aydınlatarak Çobanını aradı her yerde. Bazen yoruluyordu, kapatıyordu kendini yeni bir ay gibi. Ama asla pes etmiyordu. Hilal, ilk dördün, büyüyen ay ve yeniden yeşeren o büyük umutlarla dolunay…

 

(1) Kavalı ilk bulan Tanrıça Athena’dır. Tanrıça bir gün derenin kenarından geçerken kavalını çalıyormuş. Suyun yüzeyinde kavala üflerken şişen yanaklarını gören Athena, ne kadar çirkin göründüğünü düşünmüş. Kavalı atmış bir köşeye. O günden sonra bir daha çalmamış.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here