Atatürk’ün Arzusu Ve Kitabı

0

Mustafa Kemal Atatürk; Batı’nın emperyalist tehditlerine ve saldırılarına başkaldırarak yenilmez denilen Batı’nın pekala yenilebileceğini tüm dünyaya göstermiştir. Atatürk bu bağımsızlık savaşını sadece bir başlangıç olduğunun farkındaydı. Ona göre asıl yapılması gereken bağımsızlığın sürekli kılınmasıydı; aksi halde kazanılan zaferin hiçbir anlamı kalmayacaktı. Emperyalizm canavar’anın kanlı pençelerinden kurtarılan yaralı ülkenin kanayan yaralarını bir an önce sarmak gerekiyordu; fakat yaraları sarmak da  yeterli değildi. Öyle bir ülke kurmalıydı ki kendi ayakları üzerinde durabilsin, Ulusunu kendi kaynaklarıyla besleyip doyurabilsin, çağdaş uygarlık değerlerine sahip çıksın… Atatürk, böyle bir ülkenin,  ancak  sahip olduğu gerçek potansiyeli bilen ve kendine güvenen bireyler tarafından kurulabileceğine inanıyordu.Kendine güvensiz, asırlık aşağılık kompleksinin ağır baskısı altında ezilen, yorgun ve yılgın, yanlış telkinlerle kafası bulandırılmış, kendi ayaklarının üzerinde duramayacağına inan bir toplumun dünyayla rekabet edemeyeceğini çok iyi biliyordu. Bir keresinde şöyle demişti:

                                “Türklük hakkındaki görüş doğrudan doğruya Türk aydınlarının kendi kendini bilmemesinden ve başka uluslarda şu veya bu sebeple üstünlük varsayarak kendini onlardan aşağıda görüp, nefsine güveni yitirmesindendir. Artık bu yanlış görüşe son vermek, Türklüğümüzü bütün asalet ve necabet i ile tanıtmak gerekmektedir dedim ve ondan beri inandığım bu gerçeğe bütün Türklerin inanmasını, bununla övünüp kendine güvenmesini ülkü edindim.”

Bu nedenle öncelikle genç nesilleri doğru yetiştirmek gerekiyordu. Bu konuda şöyle demişti:

                         “Türk çocuklarındaki yetenek, her ulusunda kinden üstündür. Türk yetenek ve gücünün tarihteki başarıları ortaya çıktıkça, Türk çocukları kendileri için gerekli olan atılım kaynağını o tarihte bulabileceklerdir. Bu tarihten Türk çocukları bağımsızlık düşüncesini kazanacaklar, o büyük başarıları düşünecekler, olağanüstü zaferler kazanan adamları öğrenecekler, kendileri de aynı kandan olduklarını düşünecekler ve bu yetenekle kimseye boyun eğmeyecekler”

Türk çocuklarının kendine güvenebilmesi için onlara kim olduklarını, atalarının geçmişte neler yaptıklarını; çağdaş uygarlığa ne gibi katkılarda bulunduklarını anlatmak gerekiyordu.Bunun için Türk’ün tarih içindeki yerini yeniden ve doğru bir şekilde belirlemek ve Türk’ün Saklı Tarih’ini ortaya çıkarmak adeta bir zorunluluktu. Bunu yapabilmek ise hiç de kolay değildi.

Daha önce kimsenin denemeye bile cesaret edemediği tarihi yeniden yazma düşüncesi öncelikle “Batı merkezli tarih anlayışının dışına çıkmak anlamına geliyordu. 20.yüzyılın başlarında uygarlığı “babasının malı” olarak gören ve tüm dünyaya da öyle gösteren Batı’nın klasik tarih anlayışını çürütmek, bu görüş çürütülse bile, Batı’nın “büyülediği” dünyaya bunu kabul ettirmek neredeyse imkansızdı. İşte Atatürk bu imkansızı başarmaya çalışacaktı.

Atatürk, yaptığı ve yaptırdığı araştırma ve incelemeler sonucunda dünya tarihinin ve dünya tarihi içinde  Türk tarihinin, Batı’nın yazdığından ve tüm dünyaya kabul ettirdiğinden çok daha farklı olduğunu görmüştü. Batı, geçmişte tüm güzellikleri” sahiplenirken, tüm çirkinlikleri” Doğu toplumlarına, özellikle de  Türklere layık görmüştü. Batı’nın bu tutumu bilimsel değil siyasi bir tutumdu. Batı, geniş imkanlarını kullanarak yaptırdığı araştırmalar, incelemeler ve kazılar sonunda ortaya çıkardığı tüm eski uygarlıkları kendi atası olarak görüp sahiplenmiş ve tarihten gelen bir üstünlüğe sahip olduğu imajı yaratmıştı. Batı, bu “sahte üstünlük imajını” gizli veya açık tüm dünyaya empoze ederek,  doğu toplumlarının bilinç altında kendine güvensizlik, aşağılık kompleksi, ikinci sınıflık, geri kalmışlık gibi duygular yaratmıştı. Bu, Batı’nın 19.yüzyıl ortalarından itibaren geliştirdiği bir “emperyalist proje idi”. Atatürk bu projeye karşı kendisinin yönlendiriciğinde komisyon tarafından hazırlanan kaynaktan doğru bilgileri öğrenecekti..Bu kitap 606 sayfalık olan  TÜRK TARİHİ’NİN ANA HATLARI kitabıdır..

 

Türk Tarih’inin Ana Hatlarında;

Afetinan’ın : Tarihin en eski  devirlerinden başlayarak Orta Asya’dan doğuya batıya, güneye kuraklık ve ekonomik nedenlerle büyük göçler olmuştur. Bu göçmenler brakisefal, alpin tipinde, Türkçe konuşan insanlardır. Bunlar gittikleri yerlere ileri bir uygarlığı da  götürmüşlerdir. Mezopotamya’da, Mısır’da, Anadolu’da, Çin’de, Girit’te, Hint’te, Ege’de, Roma’da medeniyet kuranlar bu insanlardır. Türklerdir. Dünyada medeniyetin kurulması ve gelişmesinde , dünyanın öteki köşelerine yayılmasında belli başlı pay Türkçe konuşan  bu insanlarındır..şeklinde özetlediği Türk Tarih Tezi, Türk Tarih’inin Ana Hatları adlı kapsamlı eserde coşkun ve destansı ifadelerle kanıtlanmaya çalışılmıştır…

 

 

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here