Aşk Ölümden Güçlüdür…

0

AŞK…

Tarifi kelimelerce yetersiz kalan, aklın algılayamadığı, beynin yönlendiremediği muhteşem bir duygu. Belki de duygular ve düşünceler dünyasında tariflendiremeyeceğimiz tek olgu. Kimisi için yaşama sevinci, kimi için dünyasını karartan; çoğumuzun kendini kaptırdığı duygu seli. Peki ama bu anlamlandıramadığımız şey hayatımızın neden tam ortasında? Neden bütün yaşantımıza yön vermekte ve buna biz mi karar veriyoruz yoksa sadece bir kader mi?

Çoğumuzun cevabını bilmediği bir sır kapısı aslında bu. Bu kapıyı bulup aralayabilen, insanlar sanırım bir nebzede olsa hayatının o zor dik yokuşların da soluklanıp ilham alabileceği şeye kavuşmuştur diye düşünmekteyim. Çünkü aşk yarım olan bir ömrün devamı, saklı bir kalp kilidinin anahtarı, eksik vücudumuzun tamamlayıcısı en güzel bütünleyici bir sistem değil mi aslında?
Ben bu sistemin baş yapıtı olan Aşk’ın, sevda’nın tüm bu döngünün kader olduğunu düşünüyorum. Aşkını aramak için diyar diyar gezen insanların aradığı aşkın aslında baş ucunda bitmesi yazgıdan başka ne olabilir… Tüm yaşamımız binlerce parçalık bir puzzle ise bu puzzle’ın en önemli parçasıda aşkı yaşayacağın insan ve bu duygunun ta kendisidir. Tıpkı ölüm gibi. Bütün bu yaşam dilimimizde yaşadığımız onca şey, biriktirilen onca anı ve hikâye arasında tesiri en büyük iki parça olarak ele alırsak aşk ve ölüm hayatımızın en önemli noktalarıdır. Biri yarım kalan yaşamı devam ettirirken diğeride yarım olan bu dünya yaşamını devretmek için vardırlar. Sanırım kısa bir süre durak olarak kullandığımız bu dünyada hatırlanmamızı sağlayacak en önemli şeyde yine aşk olacak. Bu nasıl mı sağlanacak? Aslında tarihte örneğine yüzyıllar öncesinden bile rastlanabilecek destansı, masalsı, günümüzde imrenilen aşk hikayeleri hatta hikâyeden çok hayat-i yapıt diyebileceğimiz güzellikler mümkün.

Hepimizin aşina olduğu Mecnun’un Leyla’ya olan aşkından kendisini çöllere vurması gibi, Ferhat’ın sevdası uğruna dağları delmesi gibi Aslı’ya ulaşmak için dünyayı dolaşan Kerem gibi ya da daha somut olarak aşk için dikilmiş en büyük ve en güzel anıt olarak kabul edilen Taç Mahali diktiren Şah Cihan gibi hatta eşinin yüzünü güldürebilmek için Babil’in Asma Bahçelerini diktiren Nebukadnezar gibi örneklerini çok rahatlıkla verebiliriz.

Günümüzde böyle bir aşkın olabileceği ya da böylesi destansı şeyler yaratmamız beklenmesi mümkün olmayacak birer hayal ürünü olarak kalacağı hepimizce bilinse de bizim yazacağımız hikayeler, dikeceğimiz anıtlar hikâyenin ve anıtın sahibinin ta kendisine olmalıdır en azından. Bu kadar önem atfettiğimiz ve bahsini açtığımız aşkın, aşkımızın hikayesini yazan kahramana bunu yapmak en azından başarmaya çalışmak külfetten sayılmamalı diye düşünüyorum. Aşk tarlasında dikili bir fidanın olması aşkınızın sahibi tarafından yeterince önem atfedecektir. Kim bilir dikeceğiniz fidan başka aşklara da ilham olur belki… Bu söylediklerim aslında naçizane birer öğüt. Kaçınılmaz bir bekleyiş içinde yaşadığımız bu hayatta ölüm gerçeğide var ve ne yazık ki ne zaman geleceğini belli olmayan bir kaçış bu. Keşke dememek için içimizdekileri sevgimizin yeganesine aktarabilmek için hala vakit varken yapmalıyız. Aşkımızı dünya mirasına işlemeliyiz. Hayatımızın doruklarında yaşamalıyız bu anlamlandıramadığımız duygu selini yaşamalıyız ki bu dünyada anı biriktirebilesiniz.
Gerçek aşıklar için; gerçekten iki aşık birey için ölümler bir başka durakta beklemek ve vuslattan başka ne olabilir ki. Yeni anıların kazanılacağı ve temelini dünyada attıkları yarım hikâyenin sonsuz satırları olacağı bu yere ulaşmak için kullandığımız ilk durakta lütfen aşkınız için birer destansı hikâye yazmayı deneyin, bu yolda adımlar atın, koşun ve çabalayın aşkın gücünü elde ettiğiniz zaman “Aşkın ölümden güçlü” olduğunu anlayacaksınız, bu çok kolay bir süreç olmayacak ve ne yazık ki bunu sizden başka kimse anlamayacak. Fakat bunu başarmış çok güzel örnekler sunduk sizlere ilham kaynağını buradan alabilirsiniz, onlar gibi samimi olup kalpten kalbe ulaşarak zorlukları dünya da en büyük yardımcınız olarak ele alacağınız aşkla sağlayarak onu ölümsüzleştirin bunu yapın ki ölüm sizin için sadece yeni yelkenlere yol açacağınız bir liman olmaktan öteye gidemesin. Ölüm aşkınızdan korksun ve aşkın ölümden güçlü olduğunu ölüme bile hissettirin.

Çünkü Mecnun’un Mecnun olmasını sağlayan Leyla’nın Leyla, Kerem’in, Aslı’nın, Ferhat’ın, Şirin’in buralara günümüze kadar ulaşmasını Aşk’ın ölümden bile güçlü olduğu bilinci getirmedi mi?
O halde bu sözün anlamını unutmayıp tesirinin bilinciyle yaşamayı ihmal etmeyin unutmamak için kalbinize ve beyninize bu sözü her gün hatırlatın “AŞK ÖLÜMDEN GÜÇLÜDÜR”. Ve ölüm son bulsa bile aşk daima varlığına devam edecektir…

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here