Ansiklopedik Olmayan XI. Ve XII. Yüzyıl Türk Edebiyatı

0
10

Arkadaşlar şimdi hepimiz ders çalışırken ansiklopedik bilgileri ezberlerken hem sıkılıyoruz hem de beyin patlatıyoruz. Bu yüzden daha yalın ve daha samimi bir şekilde anlatmak istiyorum. Aksi halde oldukça sıkıcı oluyor. Şahsen ben bunları çalışırken bir süre sonra sıkıldığım için, bu yalın stili hem buraya aktarıp hem çalışmak istiyorum. Böylece benim çalışma sistemimden sizde yararlanabilirsiniz. Mümkün olduğunca sıkılmamanızı ve eğlenerek öğrenmenizi sağlamak istiyorum. 

Bu konuyu çalışması gereken arkadaşlar zaten biliyordur ki Türklerin İslamiyet’i kabul etmesiyle hayatlarında çok ciddi değişikler meydana geldi. Ben bundan sonrasına devam etmek istiyorum.

Bu değişiklik çok uzun süre bozulmadan devam etmiş. Örneğin XI. ve XII. yüzyıllarda da aksamadan devam etmiş. Ancak bu dönemde Karahanlılar, Gazneliler, Selçuklular ve Gorlular adlarıyla değişik bölgelere yayılarak Türk devletlerini oluşturmuşlar. Bir çeşit bölünme gibi. Bu her yeni devletin tabi doğal olarak hükümdarları vardı. Bu hükümdarların hemen hemen hepsi bu değişikliğin getirdiği yeniliklere sadık kalmış devletler ortaya koymuştur. Bu değişiklikler sayesinde dil ve kültür hareketlerini çok fazla önemseyip sanatçıları koruyup kollamışlar.

Bilim dili olarak Arapça kullanmaya başlamışlar. Edebiyat dili olarak ise Farsça kullanmaya başlamışlar. Doğal olarak Arapça ve Farsça öğrenmeleri gerekmiş. Ki zaten biliyoruz ki İslamiyet’in kabulü ile Arapça’yı öğrenmeye çok daha önce girişmişlerdi. Her neyse konumuza geri dönelim. Tabi doğal olarak bu kadar Farsça ve Arapça öğrenmelerinin ve hayatlarına geçirmelerinin temel sebeplerinden birisi de Fars ve Arap edebiyatlarına karşı duydukları ilgisi olsa gerek. Bu ilgi ve etki sonucunda kendi milletlerinin içinde de dil, ölçü, konu ve nazım biçimi yönünden diğer ulusların bilgilerini taklit ettiler.

Bir süre sonra tabi doğal olarak fikir ayrılışları meydana geldi. Ki bu da bence çok beklenilebilecek gayet normal bir durum. Halk ile aydınlar arasında kültür ve sanat hakkında öyle fikir ayrılışları meydana gelmiştir ki günümüzde hala bu sebepten dolayı meydana gelmiş olan edebiyat dalları kalıcı bir şekilde devamlılığını sürdürüyor.

Bu fikir ayrılıkları sonucunda oluşan edebiyat dallarını zaten çoğumuz ilk kez duymuyoruz. Bunlar halk edebiyatı, divan edebiyatı ve tasavvuf edebiyatıdır. Yani bu 3 edebiyat dalının temelleri bu kurulan yeni devletler ve halk ile aydınlar arasındaki fikir ayrılıklarından dolayı o dönemde atılmıştır.

Hadi işleri biraz ilginç yönlerinden öğrenelim! Ne dersiniz?

Bu yüzyılın en önemli özelliklerinden birisi de Türk dilinin ayrı coğrafi bölgelerde Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi adıyla ikiye ayrılmasıdır. Tamam çok ilginç olmayabilir, sadece dikkatinizi çekip sınavlarda daha yüksek not almanızı sağlamaya çalışıyorum. 🙂

Türkiye’de yaşıyoruz ve coğrafi konumumuza göre şive farkları yakından bile olsa dikkatinizi çekmiyor mu? Benim çekiyor. Hatta onları taklit etmeye çalışmak bile beni mutlu ediyor! 🙂

Tamam neyse, bu kadar geyik yeter. Şimdi konumuza geri dönelim.

Doğu Türkçesi o dönemlerde Karahanlı Türkçesi olarak geçiyordu. Bu farklı bölgelerde hüküm sürmeye devam eden devletler de bir bakıma farklı şive ile konuşan Türkler diyebiliriz 🙂  XV. yüzyıldan sonra bu Karahanlı Türkçesi artık Çağatayca adıyla anılmaya başlanmış. Günümüzde ise Özbekçe adıyla varlığını sürdürüyor. Şimdi işleri sıkıcı yönünden bakmayı bırakıp ilginç tarafından bakalım. İnanabiliyor musunuz? Özbekçe konuşan herkes aslında bir zamanlar var olan Karahanlılar’ın dilini konuşuyor! Karahanlı Türkçesi aslında Özbekçe!

Şimdi gelelim Batı Türkçesine.

Batı Türkçesi aslında Göktürkçenin devamı olan bir lehçedir! Ve o zamanlar Oğuz Türkleri tarafından kullanılıyormuş. Bu dil günümüzde ise Azerbaycan Türkçesi ve Türkiye Türkçesi olarak konuşulmaya devam ediyor. Hey millet! Şuan bu yazıyı Göktürkçenin devamı olan bir lehçe ile okuyorsunuz! 🙂

Gelelim bu yüzyılın başka önemli bir olayına.

Ahmet Yesevi, Türkistan’da tasavvuf düşüncesini yaymaya çalışıyormuş. Bir çok öğrenci yetiştiriyormuş. Yetiştirdiği yüzlerce öğrenci Moğol akınlarının Batı’ya doğru yönelmesiyle Anadolu’ya geldi ve burada tasavvuf düşüncesini yaydı.

Moğol akınlarının da katkılarıyla mükemmel şair ve düşünürler yetiştirdiler!

Örneğin Mevlana, Yunus Emre, Ahmet Fatih, Şeyyad Hamza gibi.

Bu güzel eserler ve insanlar için teşekkürler Türk İslam Devletleri 🙂

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here