Anı ve Günlük

 

ANI VE GÜNLÜK

“Bilgeliğin zirvesi; bugünde yaşamak, geleceği planlamak ve geçmişten kazanç sağlamaktır.”

 

Anı (Hatıra)

Anılar yaşayan olayların belleğinde bıraktığı izlerdir. Onun yazarı da bu izleri canlandırarak geçmişi dille sergiler. Bu yönden şöyle de diyebiliriz: anı hem yazın ürünlerini (, roman, öykü, oyun vb.) besleyen bir yaşantı birikimi, hem de kendine özgü yasaları olan bağımsız bir yazı türüdür. Çünkü yaşanmakta olanı değil, yaşanmışı anlatırlar anılarını yazanlar.

 

Anının Özellikleri;

  • Anı çok yönlü, çok boyutlu bir yazı türüdür. Bir kez anılarını yazan kişi hem kendi yaşamını, hem geçmişi, geçmişte tanık olduğu ya da duyduğu olayları anlatır. Bu anlatımı belirleyen ve yönlendiren özellikleri şöyle toparlayabiliriz:
  • Geçmişi anlattığı için tarih ışık tutar. Ne var ki tarih ile de yer yer kesişir ana türü. Ancak tarih gibi, bilimsel yöntemlerden yararlanma, söylenenleri %100 kanıtlama yoluna gitmez.
  • Anılarını yazanlar, geçmişi didikledikleri gibi, kendi yaşam öykülerinde sürekli didiklerler. Bu bakımdan anı türü, öz yaşam öyküsü (otobiyografi) ile yer yer örtüşür. Ancak öz yaşam öyküsünde yazar, yazısına tümüyle kendi yaşamın odak noktası yapar. Daha doğrusu kendi yaşamı üzerinde yoğunlaşır. Oysa anı türünde bu böyle değildir. Anı yazarı, kendi yaşamından kesitler anlatsa bile bunu içinde bulunduğu tarihsel dönemi anlatabilmek için yapar. Anında yaşam öyküsü bir araçtır amaç, dönemini ve çevresini anlatmaktır.
  • Anı yazarı, anılarını yazarken salt belleklerinin tanıklığıyla yetinmez. Bunun içinde anlattıkları dönemle ilgili olarak belleklerini harekete geçirmek için yazılı ve yazısız kaynaklara başvururlar.
  • Anılar, günlüklerle de kesişir. Günlük bölümünde de deneyeceğimiz gibi, günlükleri günü gününe yaşanan olaylar, duygular, düşünceler oluşturur. Daha doğrusu günlükler, yaşanırken yazılır oysa anılar yaşandıktan sonra.
  • Gerçek yaşam ve yaşantıdan kaynaklanan yazı türlerinin ortak özelliği olan yalınlık, Doğallık, gerçeğe bağlılık anılarda da aranır.

 

Anı Türleri

Anılarını yazanlar salt sanatçılar, edebiyatçılar değildir. Bir bakıma sanatçılardan, edebiyatçılardan çok imparatorlar, krallar, politikacılar, kumandanlar, yöneticiler anılarını yazmışlardır. Yazılan anıları konularına, yazarının kişiliğine ve amacına göre türlendirenler vardır. Sözgelimi savaşlar, siyasal ve toplumsal olaylar, devletler arasındaki ilişkiler, bu ilişkilerde görev almış kişilerin anıları çoğu kez siyasal anılar olarak adlandırılır. Bir edebiyatçının kendi yaşamını, içinde yer aldığı akımı ya da dönemiyle ilgili analarına genellikle “yazınsal anılar” denir. Hüseyin Cahit Yalçın’ın, Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun anıları gibi. Ancak anılar ister siyasal, ister yazınsal boyutlu olsun onları iki turda toplayabiliriz: Belirli bir dönemle ilgili anılar noktada, bir dönem ya da belirli olaylar içinde yer almış kişileri tanıtmaya yönelik anılar. Bu ikincisine onu portrede diyoruz. Belirli bir dönemle ilgili anıları oldukça genel ve geniş anlamda düşünmeliyiz. Onun yazarının çocukluk, gençlik, yaşlılık dönemi de olabilir, belirli bir Siyasal dönem de.

 

Günlük (Günce)

Birey yaşamında çeşitli durum ve olaylarla karşılaşır. Yaşadıklarının bir bölümünü dost ve arkadaşlarıyla paylaşır. Kimi zaman bu paylaşım olanını bulamaz. İşte bir kimsenin günlük gözlemlerini izlenim ve düşüncelerini günü gününe yazarak ve üstüne tarih atarak oluşturduğu yazı türüdür.

Bir bakıma “iç dökme defterleri“ diyebileceğimiz günlükten, kişiye özel olması ve genelde yayınlanma amacı taşımaması nedeniyle oto sansürden en uzak olan yazı türlerinden biridir. Bu türde kişiler, dış denetimden uzak oldukları için daha doğal ve içten bir tavır takınırlar. Bu bakımdan günlükler, bize günlük sahiplerini iç ve dış yapı yönünden daha iyi tanıma olanağı verir. Bununla birlikte günlükler, günü gününe kayıtlı oldukları için bize yaşanan zamanla onun içerdiği pek çok olay ve kişi hakkında bilgi sunar.

Günlük, bazı bakımlardan anı (hatıra) ile benzerlik ve yakınlıkları olan bir türdür. Böyle olmakla birlikte bu tür, anadan bütünüyle farklıdır. Bu fark, şöyle belirlenebilir: günlük, yaşarken günü gününe yazılır. Günlük yazarı, defterinin sağ üst köşesine günün tarihini atar ve gün içinde yaşadıklarını yazıya geçirir. Anlı ise, tam tersine yaşandıktan yıllar sonra yazılır. Başka bir söyleyişle anı yazarı, yaşadıklarını belli bir zaman sonra yazıya geçirir. Dolayısıyla bu noktada belirleyici olan “bellek“ tir. O, belleğin yardımıyla geçmişi yeniden Üretir. Suut kemal yetkin, günlük ile ana arasındaki farkı şöyle ortaya koyar: “günlük, ileriye doğru gider, hatıra geriye doğru iner. Biri yaşarken, öbürü yaşadıktan sonra yazılır.“

Günlük, Batı’da Rönesanstan beri var olan bir türdür. Stendhal, Goncourt Kardeşler, Pepys, Mansfield, Woolf, Goethe, Hebbel, Kafka gibi yazarlar, bu türde eserler vermişlerdir. Biz değilse bu tür, Tanzimatla birlikte görülmeye başlar ve günümüze doğru artarak devam eder. Bu türde Ali Bey, Nigar Hanım, Ömer Seyfettin, Nurullah Ataç, Salah Birsel, Oktay Akbal, Tomris Uyar, Oğuz Atay ve Adalet Ağaoğlu gibi sanatçıları anabiliriz.

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

Berna KARAÖZ

YAZAR - MAREŞAL

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll Up