Altıncı Ayakkabı

0
11

İnsan olmak altıncı ayakkabıdan başlar…

Sabah erkenden kalkıp, pencereden dışarıya baktığınızda ne görüyorsunuz? Herkesin gördüğünü mü, herkesin göremediğini mi? Uyandığınızda yüzünüzde nasıl bir iz taşıyorsunuz. Bir önceki günün stresini mi, yoksa bir önceki günün sizde bıraktığı hoş izler var mı? Ve her sabah kalktığınızda insan olan yanınız ne kadar ağır basıyor? Beki de birçoğu gibi sadece yarış atısınız ve geçmek için hayatı dörtnala koşuyorsunuz. Peki, ne için koştuğunuzu, koşturulduğunuzu biliyor musunuz?

Eğer bilmiyorsanız yazık, eğer bildiğinizi zannediyorsanız çok acı. Yaşınız kaç olursa olsun hayatınızı kurtarmayı, geleceğinizi garanti altına almayı ve iyi bir istikbali kendi adınıza isteyerek uyanıyorsanız güne, bir gün gelir sadece olduğunuz yerde sayarsınız. Çünkü bu yaşadığınız sadece kendi hayatınızdır ve sadece yaşadığınızı zannedersiniz. Bu da yetmezmiş gibi çocuklarınıza, kardeşlerinize ve kendinizden küçük herkese bunu aşılarsınız. ‘Oku büyük adam ol’ derler önce, sonra ‘benim bir beklentim yok, okusun da kendini kurtarsın’ ya da ‘bak bir yerlere gelmek istiyorsan, ilerde rezillik çekmek istemiyorsan oku’. Okumak bundan ibaret. Doktor olmanız ailenizin koltuklarını nasılda kabartacaktır, ‘oğlum avukat’ demek nasılda mutlu edecektir sizi. Peki, insan olmak sadece iyi bir mesleğe sahip olmakla sınırlı mı? Pek çoğunuz elbette ‘hayır’ diyeceksiniz. ‘Hayır’ derken aklınızdan neler geçiyor. Söyleyeyim; iyi bir insan olmakta şart, insanları sevmek, saygı duymak, kariyer sahibi olmak vesaire vesaire bir sürü iyi şey.

Peki, çocuğunuza ya da bir yakınınıza veya herhangi birine şunu hiç söylediniz mi? “Okumak hiçbir şeydir. Okumak diğer insanlara faydalı olabilmek için sadece bir yoldur. Para kazanmayı ve iyi geleceği hayal etmekten vazgeç. Önemli olan başkalarının hayalini gerçekleştirebilmektir. Çok para kazanmayı kendin için değil, ihtiyacı olanlar için iste. Kendini unut başkaları için yaşa”. Bunları söyleyebilir misiniz? Söylemek zor ama uygulamak çok daha zor olacaktır. En azından bu yönde bir gayret gösterebiliyor musunuz?

İşte tam olarak burası; insan olmaya başlamak. Doğmakla insan olmuyor insan. Doğmak, emeklemek, yürümek, konuşmak ve yavaş yavaş büyümek. Bütün canlıların yaptığı zaten bu. İnsan olmaya başladığın yer önce vicdanın, sonra da hayrın. Kimin çorbasında ne kadar tuzun var. İslam dininin temeli de buna dayanır. İnfak. Kendi emeğinle, rızkınla muhtaç olanlara yardım edeceksin ki Allah’ın hoşuna gidesin. Ama maalesef Allah’ın hoşuna gitmek dışında etrafımız da ne kadar insan varsa onlara hoş görünme çabası içindeyiz. Bu sebeple insanlığımızı emeklerken dizlerimizi sürttüğümüz o halının üzerinde bırakıyoruz. Sokakta oynamaya başladığımız an itibari ile trene taş, yolda yürüyene kar atmaya çalışıyoruz. Üstelik dışarı çıkmadan evvel annelerimizin, anneannelerimizin ‘taş atana ekmek at’  uyarısına rağmen. Çünkü Allah öyle ister…

Peki, Allah başka ne ister?

İnfak, sadaka, hayır. Bunlar sadece parayla olmaz. Emekle, gönülle hatta bazen bir tebessümle. Parasız mağdur bir müvekkilin avukatı olabilmektir infak. İnfak bir müteahhidin yetimleriyle ortada kalmış bir dula en lüks dairesinin tapusunu verebilmesidir. Cebinde bir kuruşu olmadığı için fakir bir dedenin sobasına odun taşıyabilmektir. Kuduz aşısını bulmaktır. Vatanı için canını ortaya koyabilmektir. Bir öksüzün anne şefkati ile burnunu silebilmektir. Allah’ı gönlüden en ufak bir tereddüt geçmeden hoşnut edebilmektir.

…ve inan her insan Allah’ın hoşuna neyin gideceğini muhakkak bilir.

Mühim olan ne kadar zengin ya da ne kadar fakir olduğunuz değil. Mühim olan elinizden ne geldiğidir. İzafiyet teorisiyle bilime ışık hızında yön de verebilirsiniz, atomu parçalayarak 350 bin den fazla kişinin ölmesine vesile de olabilirsiniz. Fakir hastalarını azarlayan bir doktorun tıp camiasında başarılarından bahsedilmesi onu iç dünyasında asla mutlu edemeyecektir. Mutlu olmaya ihtiyacı olan birini mutlu etmekle başlar gerçek mutluluk. Hiçbir rahatsızlığı olmadığı halde sırf mutlu olsun diye Ayşe Ninenin derdini dinleyen pratisyen mutludur.  Deli gibi yağan yağmurda yürümek zorunda kalan Mehmet Amcayı evine bırakan Taksi Şoförü mutludur. Mahallenin çocuklarına şeker ikram eden Bakkal Amca mutludur. Çünkü insandır, insan vicdandır.

Dünya kendini mutlu etmek için çabalayan mutsuz insanlarla dolu. Bencil insanların sevilmediği bir gerçek. Bu gerçekle birlikte ‘önce ben’ deme virüsü de hızla yayılıyor. ‘Hayır demeyi öğrenmelisin, başkaları için yaşamayı bırak’ sözleri bilinç altına kazındıkça mutsuzlaşıyor insan. Çünkü bu insanı yalnızlığa sürüklüyor. Bir nevi inzivaya çekiyor. Kalabalıklardan kurtulmak, insanlardan uzaklaşmak dertsiz tasasız bir hayat atlatmacasına dönüşüyor. Sonra gelsin depresyon, bunalım, ruhsal bir takım hastalıklar. Neyse ki bu dünyanın yalnızca kendi etrafında dönmediğini düşünen insanların da sayısı oldukça fazla. Afrika da bir çocuğun yüzünü güldürmek için çabalayan, orada ki insanların yangınına çare olabilmek adına su kuyuları açmaya çalışan insanlar var. Onca engele rağmen Filistin’e yardım elini uzatanlar var. Madde bağımlısı olmuş gençler için kucak açanlar var. Bu insanların hepsi gönüllü ve gönüllerinde yaptıkları işten dolayı en ufak bir tereddüt yok.

Çok sevdiğim birinin bir ayakkabıcı örneği vardı, “Günde 5 ayakkabı yaparak ailesini ve kendisini geçindiren bir insanın, 5 ayakkabıdan sonra rızkım çıktı diyerek işi bırakması doğru olmaz. Kalan zamanda kalan gücüyle yardıma ihtiyacı olan insanlar için de çalışmalı” derdi. Çalışmak kendin içinse sıradansın demektir, öylesine yaşıyorsun demektir. İnsan olmak etrafına bakmakla, gözünü yanındakilere çevirmekle başlar. İnsan olmak 6’ncı ayakkabıyı yapmakla başlar. Geçmişte insanlığa büyük hizmeti olmuş, bilim adamlarına, aydınlara, alimlere, sanatçılara bir bakın, geneli sefalet içinde ölmüştür. Ama dünyaya bıraktıkları şeyler insanlığa şu an bile yön veriyor, ışık tutuyor. Onlar insan olmanın onurunu tatmış.

Yeni bir yıla girerken, geride bıraktığımız yılda insanlık adına yapamadığımız ne varsa yapabilmek adına, umarım kendi hayatımızdan çok başkaları için yaşamanın güzelliğini tadabiliriz. Bir yetimi sevindirmenin, bir garibi giydirip bir yarım akıllıya gülümsenin mutluluğunu umarım yaşayabiliriz. Paranın gerçekte hiçbir şey olduğunu umarım anlayabiliriz. Umarım 2019’da umut etmekten fazlasını yapabiliriz. Hz. Ali’nin para için söylediği o mükemmel sözü çok seviyorum, “PARA ÇOK İYİ BİR KÖLE, ÇOK KÖTÜ BİR EFENDİDİR”.

 

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here