Ahmet Kaya Efsanesi

0
13

Ahmet Kaya 1957 yılında Malatya ya göç etmiş bir ailenin beşinci çocuğu olarak dünyaya geldi. Altı yaşındayken babasının kendisine hediye ettiği bağlama sayesinde müzik hayatı başlamış oldu.
Okuldan arta kalan zamanlarında plak ve kaset satan bir dükkan da çalışmaya başladı ki bu olay onu müziğe dahada çok bağladı. Yani Ahmet Kaya artık tamamiyle müzikle haşır neşir olmuştu.

1972 yılında ailesinin çektiği geçim sıkıntılarından dolayı ailesiyle birlikte İstanbul’a göç etmek zorunda kaldılar ve maalesef ki okul hayatı son bulud.
Ahmet Kaya işportacılık ve çeşitli iş yerlerinde çıraklık yaptı. 14 yaşındayken yaşadığı bu değişiklik Kaya’nın hayatında derin izler bıraktı:

“Onlarla konuşmuyordum; çünkü onlarla konuşamıyordum. Giyimleri başkaydı, konuşmaları başkaydı. Onlar gibi konuşmaya çalışıyordum. Mesela terziye gidip onlar gibi pantolon diktirmeye filan başlamıştım. Terzinin yaptırdığı pantolonların üzerime uymadığını görüyordum. Onlara yakışıyordu bana yakışmıyordu. Bir kız vardı bizim okulda; herkesin bir aşkı vardır, çocukluk aşkı. Bir gün gittim dedim ki: ‘Biraz seninle konuşsak beş dakika, kaçıyorsun hep…’ Bana dedi ki: ‘Rica ederim.’ Öyle bir ağrıma gitti ki: ‘Ben de sana rica ederim’ dedim.. Ben o zaman anlamını bilmiyordum, yani onu bir küfür zannettim.”

Belli ki saf ve temiz bir Anadolu çocuğuydu Ahmet Kaya. Rica ederim cümlesini küfür zannedecek kadar saf. Yıllarca haksızlığa uğrayacak kadar yıllarca ülkesinden memleketinden uzak yaşayacak kadar saf ve temiz bir Anadolu çocuğuydu.

Daha onaltı yaşındayken yasadışı afiş basmaktan dolayı hapis hayatıyla tanıştı. Daha sonra bir kaç arkadaşıyla birlikte Halk Birimleri Derneğinin çalışmalarına katıldı. Bu etkinlikler esnasında bağlama çalmaya devam etti. Boğaziçi üniversitesi”nde yapılan bir etkinlikte Ruhi Su ile tanışma fırsatı buldu ve “Mahsus Mahal” isimli Ruhi Su türküsünü seslendirdi.

1978 yılında Çanakkale’nin Gelibolu ilçesinde askerliğini yapan Ahmet Kaya,askeri orkestrada müzik çalışmalarına devam etti.Askerlik dönüşü Emine Kaya ile evlenen Kaya’nın 1982 yılında kızı çiğdem dünyaya geldi.

Çektiği maddi sıkıntılardan ve işsizlik ten dolayı bu dönemde eşinden ayrılmak zorunda kaldı. Maddi sıkıntılardan kurtulmak umuduyla,kendi deyimiyle “Sistemin tersine hareket”ederek hapse girmeye çalıştı.

Uzun uğraşılar sonucu 1985 yılında çıkardığı “Ağlama Bebeğim” albümü, o sen toplatıldı. 1985’te ikinci albümü “Acılara Tutunmak” için Metris Askeri Cezaevi’nde hapis yatan Selda Bağcan’ın kardeşi Sezer Bağcan ile çalıştı. Aynı dönem, Sezer Bağcan, 12 Eylül Darbesi ile cezaevine konan Gülten Hayaloğlu ile Ahmet Kaya’nın tanışmasına aracılık etti. Bu aracılığın bir önemi de Gülten Hayaloğlu, idam cezasına mahkum edilen Nevzat Çelik’in “Şafak Türküsü” şiirini Ahmet Kaya’ya iletti. Hayaloğlu tahliyesinin hemen ardından Kaya ile evlendi.

İkinci albümünün yayımlanmasından sonra büyük kitlelerce tanınmaya başlayan Kaya 1986 yılında “Şafak türküsü “adlı albümünü yayınladı. Bu albümde tüm şarkılarının bestesinin yapan kaya yine aynı sene “An Gelir” albümünü çıkardı. İkinci kızı olan Melisa da 1987 yılında dünyaya geldi.

10 Şubat 1999 da Magazin Gazeteciler Derneğinin ödül töreninde “yılın en iyi sanatçı ödülünü alan Ahmet Kaya yaptığı ödül konuşmasında:

Ben bu ödül için İnsan Hakları Derneği’ne, Cumartesi Anneleri’ne, tüm basın emekçileri ve tüm Türkiye halkına teşekkür ediyorum. Bir de bir açıklamam var. Şu anda hazırladığım ve önümüzdeki günlerde yayımlayacağım albümde bir Kürtçe şarkı söyleyeceğim ve bu şarkıya bir klip çekeceğim. Aramızda bu klibi yayınlayacak yürekli televizyoncular olduğunu biliyorum, yayınlamazlarsa Türkiye halkıyla nasıl hesaplaşacaklarını bilmiyorum.

Kaya’nın bu sözleri üzerine davetlilerin bir kısmı tepki gösterip, küfür etmeye başladılar ve kendisine çeşitli eşyalar fırlattılar. Kaya, MGD görevlileri tarafından kongre salonundan olağanüstü güvenlik önlemleriyle dışarıya çıkartıldı.

Bu olayın hemen sonrasında 1993 yılında Berlin’de Kürt İşadamları Derneği’nin düzenlediği bir gecede verdiği iddia edilen bir konsere ilişkin fotoğrafların “Vay Şerefsiz” manşetiyle Hürriyet gazetesinde yayınlanması üzerine “Bölücü PKK örgütüne yardım ve yataklık yaptığı ve halkı ırk farklılığı gözeterek kin ve düşmanlığa tahrik ettiği” iddiasıyla hakkında İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) toplam 10,5 yıl ağır hapis istemiyle iki ayrı dava açıldı.

Ahmet Kaya’nın yakın arkadaşı Cevat Korkmaz
Şu cümlelerle anlatmakta:

Etiler’deki evi terk etti, Levent’teki stüdyoya yerleşti. Stüdyoda da bir divan vardı. Demo’larını orada dolduruyor, orada yatıp orada kalkıyordu. İkimiz orada kalıyorduk. Divana o yatınca ben ayakta kalıyordum, ben yatınca o kalıyordu. Ben çekip gidiyordum, ben gitmeyeyim diye gidip bana şişme yatak aldı. Yatağı şişiriyorduk. O divanda, ben yatakta… Süreç uzadıkça onun psikolojisi bozulmaya başladı. Tam o sırada Ertuğrul Özkök’ün ‘Ayıp ettin gözüm’ yazısı çıktı… Bu yazı onun hayatında dönüm noktası oldu. ‘Bu yazıdan sonra artık hiçbir şey benim için eskisi gibi olamaz. Benim ipimi çektiler’ dedi. O günden itibaren sürekli yurt dışına gitmeyi kurgulamaya başladı. Nereye gideceğini bilmiyordu. Önce Almanya’ya gitmeye karar verdi. Beni de beraberinden götürecekti. 15 bin Mark yatırdı, 1 haftada bana vize aldı. Stüdyoda kaldığı 3-4 aylık süre içinde, hiçbir arkadaşı onu aramadı. Sanki cüzamlı biriymiş gibi herkes ondan kaçıyordu. Yakın arkadaşlarından hiçbiri onu ziyaret etmedi. Sadece bir kez Suavi geldi ziyaretine. Hiçbir sanatçı arkadaşı ona destek ziyaretinde bulunmadı. Cenaze günü onun evinde gördüğüm hiçbir arkadaşı o dar günlerinde yanında olmadı. Öldükten sonra hepsi timsah gözyaşı dökmeye başladı. Herkes ‘Beni de ilişkilendirirlerse sonum olur’ diye düşünmüş olmalı. Yargılamaları sürerken, bir celse hariç bütün duruşmalarına girdim. O yurt dışındaydı, eşi Gülten ile birlikte yalnız başımıza mahkemedeydik. Gideceğini ben de dahil olmak üzere hiç kimseye söylemedi. Eşiyle çok özel bir konuşma yapıp yapmadığını bilmiyorum ama sanırım gidişi eşi için de sürpriz oldu. Çünkü onun kafasında da gidip kalmak yoktu. Planlanmış bir dizi konser vardı. Onları yapıp gelecekti. Yurt dışına gittikten sonra, onu orada kalmaya ikna eden bir şey oldu. Telefonda bana şimdilik dönmeyi düşünmediğini söyledi. Henüz yerleşeceği ülkeyle ilgili kararını vermemişti. Sonra Fransa’yı daha çok yakıştırdı kendisine.”

16 Haziran 1999’da Türkiye’den ayrılan Ahmet Kaya, yargılamaların sonucunda gıyabında toplam 3 yıl 9 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonra bu görüntülerin düzmece olduğu belirlendi.

1999’da Almanya’nın Münih şehrindeki Barış, Demokrasi ve Özgürlük Festivali isimli organizasyonda söylediği ve içinde “Kürdüz ölene kadar, Vallahi biz dostu özledik, Kürdüz sonuna kadar, Vallahi Apo’yu özledik” sözleri geçen “Kürdüz ölene kadar” şarkısı nedeniyle eleştirildi.

1999 Mart ayında Ordu Valiliği, Ahmet Kaya’nın kasetlerinin kentte satılmasını ve bulundurulmasını yasakladı.

16 Kasım 2000’de Paris’te ki evinde geçirdiği kalp krizi nedeniyle hayatını kaybetti.

Ölümünden Sonra Artan Kıymeti:

2002 yılında Ahmet Kaya’nın şarkılarını 20 ünlü sanatçının söylediği “Dinle Sevgili Ülkem” isimli bir albüm yapıldı.

Magazin Gazetecileri Derneği’nin gecesinde duyurduğu Kürtçe “Karwan” (Kervan) parçasının ve klibinin de bulunduğu “Hoşçakalın Gözüm”, “Biraz da Sen Ağla” albümü yayımlandı.

Haziran 2012’de Magazin Gazetecileri Derneği tarafından “Ahmet Kaya Özel Ödülü” verileceği açıklandı ve ilk ödül Kaya’nın bağlamacısı Ümit Yılmaz‘a verildi.

28 Ekim 2013’de “Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri”nde “Müzik” alanındaki ödül Ahmet Kaya‘ya verildi. 


Sizleri Ahmet Kaya’nın En iyi 10 şarkısını dinlemeye davet ediyorum.


Cihat Horanoğlu
En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here