Ahmed Yesevi’nin Menkıbeleri

0

  YESEVÎ İSMİNİ NASIL ALDI?

Ahmed Yesevi’nin çocukluk zamanında olan bir keramet şöyledir: O esnada vaki olan ( gerçekleşen) harikulade bir hadise, Ahmet’in şöhretini bütün Türkistan’a yayıyordu: Bu devirde Mâverâünnehir ve Türkistan’da Yesevî adlı bir hükümdar saltanat sürüyordu. Kışın Semerkant’ta oturuyor, yazları Türkistan dağlarında yaşıyordu. Bugün Türk hükümdarları gibi av meraklısı olan bu padişah, yazları Türkistan dağlarında avlanmakla vakit geçirirdi. Lakin bir yaz Karacuk Dağı’nda avlanmak istediği halde , dağın çok girintili çıkıntılı olması onu bu emelden mahrum etti ve Karacuk’ta hiç av avlayamadi. Bunun üzerine bu dağı ortadan kaldırmak istedi. Kendi hükmettiği yerlerde ne kadar veli varsa hepsini topladı ve duaları bereketiyle bu dağı ortadan kaldırmalarını istedi. Türkistan evliyası hükümdarın bu niyazini kabul ettiler. İhram bağlayıp üç güne kadar bu dağın ortadan kalkması için tazarru ve niyaza koyuldular; fakat bütün tazarrular umulanın aksine neticesiz kaldı. Sebebini araştırdılar, “Memleketteki âriflerden , velilerden gelmeyen var mı ?” diye araştırdılar. Şeyh İbrahim’in oğlu Hacı Ahmed’in henüz pek küçük olduğu için çağrılmadığı anlaşıldı. Hemen Sayram’a adamlar gönderip çağırdılar. Çocuk , ablasına danıştı. Ablası dedi ki: “Babamizin vasiyeti vardır. Senin meydana çıkma zamanının gelip gelmesi belli edecek şey , babamızın mabedi içindeki bağlı bir sofradır. Eğer onu açmaya kadir olursan , var git. Meydana çıkma zamanın gelmiş olur. “ Çocuk bunun üzerine mabede gitti ve sofrayı açtı. Artık meydana çıkma zamanı gelmiş demekti. Hemen sofrayı alarak Yesi şehrine geldi.
Bütün evliyalar orada hazırdı. Sofrasında olan bir tane ekmeği niyaz gösterdi, kabul edip Fatiha okudular. Bu ekmeği meclistekilere böldü; hepsine yetti. Evliyadan padişahın ümerasından (emirlerinden) ve askerlerinden orada 99.000 kişi hazır olmuştu. Onlar bu kerameti görünce , Hoca Ahmed’in büyüklüğünü anladılar. Hoca Ahmed , babasının hırkası içinde duasının neticesini bekliyordu. Birdenbire gökyüzünden seller boşandı, her yer suya boğuldu. Şeyhlerin seccadeleri suyun üzerinde yüzmeye başladı. Bunun üzerine bağrışıp niyaz ettiler. Hoca Ahmed , hurmadan başını çıkardı. Hemen fırtına kesilerek güneş açıldı. Baktılar, Karacuk Dağı ortadan kalkmış. Şimdi o dağ yerinde Karacuk adlı bir kasaba bulunur; ki Hoca’nın ekser evladının meskeni ve vatanıdır. Bu kerameti gören hükümdar Yesevî, kendi adının kıyamete kadar cihanda baki kalmasını temin için Hoca’dan niyaz etti. Hoca bu niyazı kabul eyledi ve dedi ki:” Alemde her kim bizi severse senin adınla beraber yâd eylesin.” İşte bundan dolayı o günden beri “ Hoca Ahmed Yesevî “ adıyla anılır oldu (Cevâhirü’l-Ebrâr min Emvâci’l-Bihâr , s.67-70).

 

HALİFELERİNDEN BABA MAÇİN:

Hoca Ahmed Yesevi’nin dünyanın dört bir yanından gelmiş 99.000 müridi vardı. Diğer bir rivayete göre 12.000 “Velayet-meâb keramet-iktisab, kâmil, mükemmel ashab-ı sûffası vardı ki” huzurundan ayrılmazdı; fakat irşad ve ruhsatlarıyla etrafa gönderilen halife ve şeyhler buna dahil değildir. Onun başlıca halifeleri şunlardır: Sûfi Muhammed Danişmend Zernûkî, Süleyman Hâkim Ata,Baba Maçin, Emir Hakîm, Hasan Bulgânî, İmam Mergazî, Şeyh Osman Mağribî.
Bunlardan bazısının Hoca Yesevi’ye intisapları pek garip olmuştu. Mesela Baba Maçin, Ahmed Yesevi’ye intisaptan önce, Horasan erlerinden dört yüz yaşında meşhur bir veliydi. Her gün herkesin gözü önünde yirmi dört fersahlık mesafeye uçup giderdi. Eriştiği bu manevi rütbeye mağruren , gelip hoca Ahmed Yesevi’ye -meclisinde erkek beraber bulunduğundan dolayı- muahazede bulunmak (kınamak) istedi ; lakin Hoca Ahmet’in emriyle Hâkim Ata ve Sûfi Muhammed Danişmend onu yakaladı. Tekkenin direğine sıkıca bağlayarak beş yüz kere vurdular; hiç tesiri olmadı. Tekrar vbir defa daha vurdular. Arkasında bir nişane peyda olarak ağlamaya başladı. Bunun üzerine direkten çözdüler. Hazreti Pir’e biat ve inanet kıldı (tarikata katıldı). Buyurdular ki: “Baba Maçin’in arkasına kuvvetli bir cin yerleşmişti. Her gün nice fersah yer uçardı. Beş yüz defa vuruştan müteessir olarak nihayet Baba Maçin’in arkasını bıraktı, kaçtı. Son darbe, Baba Maçin’e onun için tesir etti ve ondan halâs oldu. “Baba Maçin, bundan sonra “erbaîn “ ve “halvetler” çıkardı, hatta Hoca Ahmed Yesevî ile beraber üç defa halvete girdi. Nihayet, Şeyh’in en ileri gelen meşhur halifelerinden biri oldu( Cevâhirü’l-Ebrâr min Emvâci’l-Bihâr , s.75-77).

ÇİLLE-HANE:

Cevâhirü’l-Ebrâr’ın müellifi, şeyhi Seyyid Mansur Ata’dan naklen Hoca Ahmed’in bir kerameti anlatılır: Seyyid Mansur Ata daha ilk defa Ahmed Yesevi’nin cille-hanesini gördüğü zaman, onun bu çok sıkıntılı, daracık yerde yıllarca nasıl tahammül edip yaşadığına pek çok hayret etmiş, lakin birdenbire teveccüh kılıp murakıp olmuş (denetlemiş) , bakmış ki pek küçük zannettiği o cille-hanenin bir ucu Doğu’da, bir ucu Batı’da! O zaman evvelki düşüncesinin yanlışlığını anlamış ve bir defa daha iyice öğrenmiş ki Cenab-ı Hak, sevgili kullarına hiçbir zaman sıkıntı çektirmez; birkaç arşınlık daracık yeri bütün bir cihandan daha geniş kılabilir ( Cevâhirü’l-Ebrâr min Emcâvi’l-Bihâr, s.97-98)

 

SARI SALTUK MENKIBESİ:

Türkistan’ın büyük piri Ahmed Yesevi’nin ,Rûm diyarina gelen Türkleri unutmayarak onlara daima yardımcılar gönderdiği hakkında vaktiyle başka bir çok menkıbenin daha mevcut olduğu , Evliya Çelebi’nin tetkikiyle pek iyi anlaşılıyor. Batı Türkleri arasında eskiden beri pek meşhur olan Menkıbesi bu hususta çok manalıdır.
Evliya Çelebi’nin tespit ettiği şekle göre, Ahmed Yesevi, Hacı Bektaş’tan sonra Sarı Saltuk lakabıyla anılan Muhammed Buharî’yi Horasan erenlerinden yedi yüz kişiyle ona imdada gönderiyor ve meşhur tahta kılıcını Sarı Saltuk’un beline kuşatarak şu nasihati veriyor:” Saltuk Muhammed’im! Bektaş’ım seni Rûm’a göndersin. Leh diyarında dalalet-ayin katleyle! Makedonya, Dobruca’da , yedi krallık yerde nam ve şan sahibi ol!” Sarı Saltuk, Rûm diyarına gelince , Hacı Bektaş Veli, şeyhinin emrini yerine getirerek onu Dobruca’ya gönderiyor; o da oralara giderek birçok keramet gösteriyor, bir çok yeri zapt edip ahalisini İslam eyliyor.
Evliya Çelebi , efsanelerini uzun uzadıya nakl ve hikaye ettiği bu Sarı Saltuk’un Silistre’de, Karadeniz kenarında tekkesini ziyaret etmiştir( Evliya Çelebi, Seyahatname, c.1, s.656-60 ve c.2, s.133-39)

BEYAZ SARIK:

Schuyler isminde bir İngiliz seyyahı, Rus istilasından biraz sonra Türkistan’da seyahat ederken Yesi’ye de uğramış ve orada Ahmed Yesevi’nin halk arasında dönüp dolaşan bir menkıbesini daha kaydetmiştir: Menkıbeye göre , Ahmed Yesevi hayatında Cami-i Hazret’in minaresine çıkıp başından beyaz sarığını çıkararak halka gösterdiği için ahali bundan şehrin yakında Rusların eline geçeceği manasını çıkarmış ve buna dayanarak Rus askerine karşı mukavemet göstermemiş. Bununla beraber yine aynı seyyah, bu cami Orta Asya’daki bütün camilerden daha mukaddes sayıldığı için, Rus istilasından önce bütün alimlerin ve ahalinin buraya toplanıp üzerlerine musallat olan düşmanın defini Allah’tan niyaz ettiklerini de yazıyor.(Schuyler, Türkistan Seyahatnamesi tercümesi, s.97).

Bu Yazıyı Okuyanlar Bunları da Okudu . . .

Share
Web sitemizden yazı kopyalayıp, başka platformlarda yayınlamak telif suçu kapsamında cezalandırılacaktır. Web Sitemize Hoş Geldiniz.Twitter Takip Edilesi Hesaplar >> @tarihnedio , @SerhatOner24

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here