Afganistan’dan Türkiye’ye Sessiz Çığlıklar

0

“Okuyun diyor; okuyun.
Çünkü mürekkebin akmadığı yerde kan akıyor.”

Günlerdir zihnime baskı yapıyor Ali Şeriati’nin bu sözleri. Sanki bir göz kırpışta evrenin tüm zamanları, insanlığın tüm halleri görülmüş de öyle söylenmiş gibi.

Ali Şeriati’yle başladıktan sonra size yakın coğrafyanın bir başka diyarından ve bu diyarın insanlık tarihinin belki de en karanlık yüzü olan bir geleneğinden söz etmek istiyorum.

Afganistan…

Orta Doğu ile Orta Asya’nın sınırında, tarihin en eski yerleşim birimlerinden olan bir İslam Cumhuriyeti. Ve dünya içinde bir başka dünya.

Vakıf yurtlarındaki erkek çocuklara tecavüz olaylarını hatırlarsınız; değil mi? Unutmak ne mümkün zaten. İşte size anlatacağım Afganistan’ın karanlık yüzünü okurken, ülkemizden de esintiler bulacaksınız anlatacaklarımın içinde.

Hayatım boyunca midemi daha önce hiç bu kadar bulandırmamış olan iki kelimeyle tanıştım birkaç yıl evvel.

“Bacha bazi…”

Elimde olsa asla tanışmak istemeyeceğim bu korkunç kalıpla, Afgan yazar Halid Hüseyni’nin Uçurtma Avcısı kitabında karşılaştım ilk kez. Kitapta anlatılan hikayeden, ne olduğunu az çok kestirmek mümkündü ‘bacha bazi’nin. Ama biraz merakıma yenilerek biraz da öğreneceklerimin ne denli birer vahşet olduğunu tahmin ederek korka korka indim derinlere.

Küçük yaşta bir erkek çocuğusunuz. Belki 12-13 yaşlarında. Belki de daha küçük. Yoksulluğun kol gezdiği bir ülkede, geriye kalanların çoğu gibi yoksul bir aileye doğmuşsunuz. Zorlanmadan yapabileceğiniz tek şey nefes almak. Çoğu zaman yemeye ekmek, içmeye su bulmak bile bir lüks ahir ömrünüzün daha en başlarında.

Bir gün gelmiş; zengin bir aileye satılmışsınız köle olarak. Belki az bir para ya da birkaç torba erzak karşılığında.

Önce kıyafetleriniz değiştirilmiş. Erkek olduğunuz halde etek konmuş önünüze giymek için. Ve daha birçok süslü, kadın elbisesi. Aynanın karşısına geçip makyaj yapmanız istenmiş. Peruk takmanız, alımlı olmanız, evin beyini eğlendirmek için dans etmeniz.

Dans etmek benim için hayatın sayılı birkaç anlamından biridir. “Dans edilemeden yapılan devrim, yapılmaya değer değildir.” repliğini anımsayıp romantikleştiririm onu kendi kafamda her defasında. Fakat benim için bu kadar kutsanmış bir şeyin, dünyanın bir yerinde, çocukların korkulu rüyası olabileceğini hiç düşünmemiştim. Ta ki bir ‘bacha bazi’ çocuğun ağzından, “Elimde olsa dünyaya gelmeyi asla istemezdim.” dediğini duyuncaya kadar.

Nerede kalmıştık?

Bir evin büyükçe bir odasında onlarca yetişkin erkek toplanmış. Hepsi heyecanla, kadın kıyafetiyle önlerine çıkıp dans ederek onları eğlendirmenizi bekliyor. Ve sahnedesiniz. Yüzünüzde makyaj, allı pullu kıyafetler içinde kıvrak hareketlerle dans ediyorsunuz. Sizi izleyen istisnasız her erkeğin ağzı sulanıyor size bakarken. Kimi, kafasında, geceyi sizinle nasıl geçireceğinin hayalini kurarken kimisi sizi izleyip cinsel organını sıvazlıyor.

Ve kabusun başladığı nokta…

Gün geceye dönerken, dans bitiminde evin beyi sizi ya kendisi alıyor ya da odadaki erkeklerden birine o geceliğine armağan ediyor. Hikayenin nasıl tamamlanacağını az çok tahmin edebiliyorsunuz, değil mi? Detaylarını duymak bile midenizi bulandırır?

O halde mideniz bulansın.

Bütün geceyi, bir yatakta yüzü koyun uzanmış; orta yaş bir erkeğin, cinsel organını, makatınıza defalarca sokup çıkarmasıyla geçiriyorsunuz. Siz acı içinde kıvranırken, o büyük bir zevkle ileri gidip geliyor kalçalarınızın arasında. Acıdan attığınız çığlıkları zevkten attığınızı sanıyor. Ve gecenin sabahında, kalçanızdan sızan kanın aktığı eski, kirli bir yatakta uyanıyorsunuz. Siz, yaşlanıp da işlerine yaramayacak hale gelene kadar böyle devam ediyor bu döngü. (Yaşadıklarınıza dayanabilip intihar etmemişseniz şayet!)

İşte bacha bazi bu.

Bir Afgan geleneği. Gelenek… Bir toplumda ‘alışkanlık haline gelmiş’ davranışlar.

Afganistan’da bacha bazi illegal kabul ediliyor. Ancak önlemek için ne bir tedbir var; ne de herhangi bir cezai yaptırım. Afganistan’da her gün, her gece çocuklara tecavüz ediliyor. Ceza alan hiçkimse yok. Çocukların çığlıkları, yalnızca tecavüze uğradıkları odanın dışından, ona tecavüz etmek için sırada bekleyenler tarafından duyuluyor. Ya da tecavüz edilmeyi çaresizce bekleyen diğerleri tarafından.

Biz ne kadar şanslıyız; öyle değil mi? Bizim ülkemizde erkek çocuklarını kadın kılığına sokup tecavüz etmiyorlar.

Bizim ülkemizde hiçbir geleneğe uydurmaya çalışmadan direkt tecavüz ediyorlar! Kız çocuğuna, erkek çocuğuna, kediye, köpeğe, komşunun çocuğuna, öz evlada canavarca tecavüz ediyorlar.

Ve burada da maalesef tıpkı orada olduğu gibi çocukların çığlıklarını yalnızca duvarlar duyuyor. Ya da aynı işe koyulmak için sırada bekleyen diğerleri. Hukuk, tecavüze uğrarken ağzına bastırılan küçük bir çocuk gibi. Onun da sesi soluğu çıkmıyor.

Bizim de koca bir ülke olarak yaptığımız tek şey, “Bir çocuğun çıkaramadığı ses olmak zorundasın.” demek oluyor. Bunu bile sesli olarak dile getirmeyip sosyal medyada kuru, aciz bir yazı olarak yazıyoruz.

Söze Ali Şeriati’den alıntı yaparak başlamıştım. Mürekkebin akmadığı yerde kan aktığını söylemişti. Katılmak çok acı olsa da istemsizce katılıyorum ona. Mürekkebin akmadığı, akıttırılmadığı topraklarda yalnızca kan akıyor.

Kimi zaman tecavüzle alınan bekaretin, kimi zaman tecavüzle yırtılan iç organların kanı.

Korkarım ki bu kan hepimizin ellerinde. 13 yaşında 26 kişinin tecavüzüne uğrayan N.Ç.’nin de 3 yaşında tecavüzden bağırsakları yırtılan bebeğin de.

Ne elimize kanlarının bulaşması ne de kulaklarımıza sessiz çığlıklarının çalınmaması için ise yapabileceğimiz tek bir şey var. Her derde deva tek bir panzehir: Eğitim.

Unutmayın, kimse kötü doğmaz. Başımıza gelen her türlü felaketin tek nedeni eğitimsizliktir.

Çocuk ahlarıyla inleyen bu dünyada, bir sabah hiçbir çocuğun artık acı çekmediği tertemiz bir güne uyanmak dileğiyle.

Sevgiler…

“Tek ayrıcalıklı sınıf, çocuklardır.” Vladimir I. Lenin

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here