Acılı Bir Hikaye Şişli Etfal Hastanesi

0

Enteresan bir toplumuz değil mi ? Bir bakıyorsunuz bir anda birisini göklere çıkarıp şöhret delisi yaparken, başka birini de yerle bir edebiliyoruz toplumca. Verdiğimiz değeri övgüyü hak ediyor mu araştırmadan veya yerlere batırdığımız insanların gerçek hayat hikayelerini bilmeden yapabiliyoruz bunları.

Şişli Etfal’in hikayesini daha önce duyanlar vardır, bilmeyenler için de kaleme almak istedim.

Bizler tarihi kitaplardan okurken ya da internette gezen bilgilerden öğrenmeye çalışırken, Kralların, Sultanların, Padişahların hayatlarını hep güllük gülistanlık olarak hayal ederiz. Ne olacak ki ? Saraylarda geçen ömürlerin ne acıları ne sıkıntıları olabilir ki ?

Yüksek duvarların ardını hiç bir zaman tam anlamıyla bilemeyiz. Dizilerde kurgulanmış hikayeler hiç bir zaman birebir gerçeği gösteremez.
Bu kişiler arasında hiç şüphesiz en çok konuşulan isim Abdülhamid Han’dır.
Yıllar sonra çok yakınlarından bir kaç kişinin onunla ilgili hatıralarını anlatmasıyla, hayatına dair biraz olsun bilgiler edinildi.
İşte bu kişilerden biri de kızı Ayşe Sultan’dır. Babasının hayatında iki büyük yaradan bahseder ve anlatır.
Abdülhamit’in henüz Şehzade olduğu dönemlerde, kız kardeşi Cemile Sultanın yetiştirmesi Nazikeda Hanım ile tanıştırılır .. Beğenirler birbirlerini evlenirler. Sene 1868 de kızları Ulviye dünyaya gelir.


Tıpkı annesi gibi güzel bir kız olan Ulviye büyüdükçe dikkatleri çekecek kadar güzelleşir. Kara gözlü, beyaz tenli uzun kirpikli Ulviye Sultan, tıpkı babası gibi müthiş bir zekaya sahiptir. Babası da ona çok düşkündür, türlü türlü giydirip kuşatıp kızının fotoğraflarını çektirmektedir.

Asil bir Çerkez Hanımı olan Nazikeda Hanım çok güzel piyano çalmaktadır. Yine bir gün annesi sanatıyla meşgulken, ders çıkışı annesinin odasına uğrar küçük Ulviye. Henüz 7 yaşlarındadır. Annesi piyano çalmaktadır. Kız da masanın üzerinde bulduğu kibritlerle oynamaya başlar. Öne doğru eğilmiş vaziyette kibritleri oynarken birden bire alev alan kibritler küçük kızın saçlarını tutuşturur.
Saçlarıyla zaten tülden olan elbisesinin tutuşması da bir olur. Annesi kızının üzerine kapaklanıp alevleri söndürmek ister ancak bu o kadar kolay değildir.
Vakit tam öğle yemeği vaktidir ve saray ahalisi en alt katta toplandıkları için anne ve kızın çığlıklarını kimseler duyamaz. Bu korkunç manzara karşısında odada bulunan papağan deliler gibi çığlık atarak sağa sola uçmaya başlar ve sonunda yardımlarına Ulviye Sultanın dadısı yetişir. Eline geçirdiği seccade ile alevleri boğarak söndürmeyi başarır.
Annenin elleri ve yüzü yanmış, küçük kızın ise durumu ağırdır.
Hemen bir odaya alınırlar. Saray üzüntü içindedir Çabucak etrafa haber salınıp ihtisas sahibi hekimler aranır , bulunur, getirilir. Şehzade Abdülhamit’ın kardeşleri Murat ve Burhaneddin Efendiler o anda sarayda olmayan , her sabah Tarabya da suya giren Şehzadeye haber salarlar. Şehzadenin yanına gelen haberciler ne olduğunu söylemezler, o da annesine bir şey olduğunu zannederek endişeli bir halde saraya döner. Erkek kardeşleri ona sarılarak durumu anlatırlar ancak eşinin iyi olduğunu belirterek acısını paylaşırlar. Şehzade Abdülhamit, küçük kızını yüzü örtülü bir şekilde görür.. Acılı baba henüz 7 yaşındaki kızının yanıklar içindeki küçük bedenine yaklaşıp yüzündeki örtüyü kaldırır ve kızı o anda BABA diyerek ruhunu teslim eder. Şehzade Abdülhamit oracıkta düşer yere. Hemen odadan çıkarırlar kendisini. Kendisine geldikten sonra annesi Perestu Kadının Maçka da bulunan evine götürülür ve orada acılarını dindirmek için biraz kalır.

Evlat acısı kimin yüreğine düşerse düşsün bir başka yakar insanı.
Kızı Ayşe Sultan bu olayı hiç bir zaman unutmadığını ve babasının şu sözlerini daima hatırladığını ifade eder;
“ Allah sizleri bana bağışlasın bir daha hiç bir evladıma böylesine düşkün olmayacağım. Ulviyem kadar düşkünlük göstermeyeceğim.”

Her ne kadar böyle söylese de azıcık hastalansalar bütün hekimleri seferber ettiğini de ekler.
Bu, Şehzade Abdülhamit in içindeki ilk yaradır ve ikinci yarası ise yine aynı şekildedir.

Sene 1924…Cumhuriyetin ilanından sonra, Osmanlı Saray kadınları Dolmabahçe Sarayı rıhtımından gemiye bindirilerek birer suçlu gibi vatanlarından sürülürler.
Aslında bu kadınlar bazı fantastik dizilerin kahramanları gibi kadınlar olmamasına rağmen Osmanlı sarayının son kadınları olup vatanın namusu idi. Çok sıkıntılar çekecekleri diyarlara gönderilirken, içlerinden bir tanesi durumun vehametine dayanamayıp düşer bayılır. Kendisine geldiğinde ise gemi çoktan hareket etmiş o da oracıkta kalmıştır. Leyla isminde bu hanım son padişah Vahdettin’in eşlerinin yardımcısıdır. Ne yapacağını bilemez halde Sivastaki uzaktan akrabalarının yanına gitmeye karar verir ve hayatının sonuna kadar orada kalır.
Öldükten sonra arkasında bıraktığı bir iki eşyanın içinde bir toprak testi çıkar. İçinde kağıtların olduğunu anlayan yanınında kaldığı aile, kağıtlarda ayet yazılı olduğunu düşünerek uzun bir süre testiye dokunmaz.
Nice zaman sonra anlaşılır ki içindekiler ayet değil, Leyla hanımın hatıralarıdır.
Yıldız Sarayına genç yaşında gelmiş Leyla Hanım bir hatırasında Abdülhamit Han’ın, işte ikinci yarası diyeceğimiz olayı anlatır.
Abdülhamit Hanın 3. Eşi Fatma Pesend Hanım’ın bir kızı dünyaya gelir. Hatice adındaki bu güzel bebek henüz 8 aylıkken bir hastalığa yakalanır. Kızı Ulviyenin ölümenden sonra aynı acıyı yeniden yaşamak istemeyen Abdülhamit Han , gece gündüz secdede Allah’a yalvarır.” Ya Rabbi! Ne olur onu bana bağışla ! ”diyerek gözyaşı döker. Ancak takdirin önüne hiç bir şey geçemez ve henüz bebek olan Hatice vefat eder. Bu ikinci vefat ile Abdülhamit Han bir hastane yaptırmaya karar verir. Evladının acısı halkın içinde evlat acısıyla uğraşan insanları hatırlatır ve bir çocuk hastanesi yapımı için ilk hareketler başlar.

Bizim inançlarımıza göre bir sıkıntıya uğrasak sadaka veririz defi için. Aynı şekilde sevinince de sadaka veririz devamı için. Ee bir padişahın sadakası da halkın sadakasına benzeyemezdi. Bu nedenle Avrupa’dan getirtilen son model cihazlarla, o devrin en iyi hastanesi yapıldı.
Çerkez Leyla Hanım hatırasında; Fatma Pesend Hanımdan bahsederken “Sarayda yüzü gülmeyen kadın. “ ifadesini kullanmıştır. Evladının ölümünden sonra, Fatma Hanım Şişli Etfal hastanesine sürekli olarak gider ve hasta çocuklarla ilgilenir.

Artık ecdadımızı lekelemek için hayal ürünü dizileri bırakıp, gerçekleri araştırıp okuyarak öğrenme zamanıdır.. Saray kadınları pek çok alanda hizmet verecek yerlerin yapımında öncülük etmiş, bizzat kendileri halka hizmet etmişlerdir.

Özge Güneş

Özge Güneş

Yazmak zamanı durdurmaktır ....
Özge Güneş

En Son 3 Yazısı Aşağıdadır . . . (Tüm Yazılarını Görüntüle)

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here