Abdullah Cevdet ve Fikirleri (1869-1932)

0
31
Abdullah Cevdet Kürt Asıllı Türk Siyasetçi ve Yazar..

Abdullah Cevdet (1869-1932)

 

Osmanlı İmparatorluğu’nun son dönemlerinde ve cumhuriyetin kuruluş döneminde yaşamış Kürt kökenli Türk siyasetçi, düşünür, göz hekimi, şair ve çevirmen. Abdullah Cevdet, II. Meşrutiyet’ten sonra gelişen batılılaşma akımının Osmanlı ve Türkiye’deki  önde gelen isimlerinden birisidir.1869’da Arapkir’de doğdu. İlköğrenimini Arapkir ve Hozat’ta yaptı. Elazığ Rüşdiye mektebini bitirdikten sonra,Kuleli Askeri Tıbbiye İdadisi’ne, akabinde Mekteb-i Tıbbiye’ye kaydını yaptırdı.

Okul sıralarında edebiyata merak saran Abdullah Cevdet, Abdülhak Hamid’in isteğine uyarak şiirlerini kitap haline getirdi.

“Hiç” (1890), “Türbe-i Masumiyet” (1890), “Tulüat” (1891), “Masumiyet” (1896), ilk mensur eseri “Ramazan Bahçeleri” (1891) ve ilk düşünce eserleri “Dimağ” (1890), “Fizyolacya-i Tefekkür” (1892) hep bu dönemde yayımlandı.

Kendi ifadesine göre, Tıbbıye öğrencisiyken İbrahim Temo’nun kendisine vermiş olduğu Felix Isnard isminde bir Fransız tarafından Materialisme et Spiritualisme adlı kitabı okumasıyla zamanla kendisi için yeni ufuklar açılmış, Tıbbiyenin son senesinde ise L. Büchner’in temel eserini okumasıyla dünya görüşü tamamıyla değişmiş ve materyalist felsefeyi benimseştir.

Abdullah Cevdet, fikri yapısında materyalist felsefenin etkisinde kalıp, bu yöndeki Batılı felsefecilerin eserleriyleyoğruldu. Diğer taraftan on dokuzuncu yüzyılın sonlarından itibaren aktif bir şekilde siyasi faaliyetlerin içinegirdi. Bilahare İttihad ve Terakki Cemiyeti adını alacak olan İttihad-ı Osmani Cemiyetinin kurucuları arasında yer aldı(1889). Öğrenciliğinden itibaren siyasi faaliyetler içinde bulunduktan sonra, geçici görevlerle bulunduğu Diyarbakırve Adapazarı’nda da bu çalışmalarını devam ettirdi. Tutuklanıp Fizan’a gönderilmek üzere iken, Paris’e kaçtı(1897).

 

Paris’te Jöntürklerle birlikte hareket eden Abdullah Cevdet, makaleler yoluyla fikirlerini yazmaya devam etti. Burada parasıkıntısı çekmeye başlayınca, sarayla anlaşarak geri döndü. Kendisine aylık bağlandı, ancak siyasifaaliyetlerini devam ettirince maaşı kesildi. Akabinde Viyana sefareti doktorluğuna atandı. Burada da sefirle arası açılıncaAvusturya’dan sınırdışı edildi. 1904 yılından itibaren Cenevre’de “İçtihad” dergisini yayınlamaya başladı.Cenevre’de Osmanlı İttihad ve İnkılab Cemiyeti’ni kurdu ve Osmanlı Gazetesi’ni yayınlamaya başladı. Gazetedeki yazılarınıimzasız yayınladı. Gazetede; İslamiyet’in etkisini koruduğu yerlerde duraklamanın olduğu, İslam medeniyetinin uyuşturucubir rol oynadığı şeklindeki iddialar, dolaylı olarak yayınlanmaya başlandı (Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyasi Fikirleri, İstanbul 1992, s. 161). Kendi basımevinde Padişah aleyhindeki bir eseri basması ve Osmanlı Devletinin şikayetiüzerine buradan da sınırdışı edildi. Bunun üzerine Kahire’ye geçerek yayınlarına burada devam etti.

Abdullah Cevdet’in İttihad ve Terakki ile de arası iyi olmadığından, Meşrutiyetin ikinci kez ilan edilmesinden sonrahemen yurda dönemedi. Bu arada çok büyük tartışmalara sebebiyet veren, Peygamber Efendimiz (asm) ve İslamiyet hakkında ağır hakaretleri ihtiva eden, Reinhard Dozy’nin eserini Tarih-i İslamiyet adıyla Türkçe’ye tercüme etti. Çok büyük tepki çeken eser yasaklandı.

1911 yılında ülkeye döndükten sonra, bir süreden beri ara verdiği İçtihad’ı tekrar yayınlamaya başladı. Diğer taraftan eser tercüme etmeye devam etti. Yayınlarında kullanmış olduğu üslup ve dine karşı yaptığı hakaretler sık sık şikayet konusu olduğundan, dergisi müteaddit defalar kapatıldı. Kapatmalar sırasında değişik adlarla çıkmaya devam eden dergi, birkaç yıl yayınına ara verdikten sonra, 1918 yılından itibaren tekrar yayınlanmaya devam etti. Savaş yıllarında İngiliz Muhipler Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer alan Abdullah Cevdet’e, Cumhuriyetin ilanından sonra görev verilmesinde sakınca görülmekle birlikte, yayınlarına her hangi bir engel çıkarılmadı ve bu alandaki çalışmalarına devam etti.

Abdullah Cevdet, dergisinin 144. sayısında (01.03.1922) yeni bir din olarak Bahailiğin kabul edilmesini teklif etti. Buyazıdan ötürü hakkında açılan davada iki yıl hapse mahkum edildiyse de uzun bir süreçten sonra cezası temyizdebozuldu. Bu arada peygamberlere yapılan hakaretlerle ilgili ceza maddesi kaldırılınca (1926), davası da düşmüş oldu.Cumhuriyet döneminde kendini tamamen yayın hayatına vererek materyalist felsefeyi savunan eserler yayınlamaya devam ettive bu eserlerinin bir kısmı devlet yayını olarak basıldı. İstanbul’da 1932 yılında öldü. Ölümünden sonra cenazenamazının kılınıp kılınmaması konusunda tartışmalar yaşandı.

Abdullah Cevdet’in de okumuş olduğu Tıbbiye Mektebi, derslerin içeriğinin de etkisiyle büyük oranda materyalistfelsefenin etkili olduğu okullar olarak Osmanlının son dönemine damgasını vurmuş ve buradan yetişenler söz konusufikirleri daha geniş alanlara yaymışlardır. Bu okullardan yetişenler bir taraftan pozitivizmi ön plana çıkarırken,diğer taraftan, biyolojik materyalizmi dinin yerine monte etmeye çalışmışlardır (M. Şükrü Hanioğlu, DoktorAbdullah Cevdet ve Dönemi, İstanbul 1981, s. 401).

Avrupalılaşma konusunda radikal fikirlere sahip olan Abdullah Cevdet, kendi zamanına kadar gerçekleşenleri yeterli görmemektedir.Doğu ile Batı arasındaki farkı açıklarken; “… Avrupa bizim yaptığımız gibi güneşin batmasıyla mesaisini terk etmiyor, yatmıyor. Avrupa’da tabiatın güneşi batınca insanların güneşi doğuyor: elektrik… en büyük ve endaimi hasmımız bizim kendi kanımızdadır, kendi kafamızdır. Bizim ile ecanib arasındaki münasebat kavi ile zaif, alimile cahil, zengin ile fakir arasındaki münasebatdır… bir ikinci medeniyet yoktur. Medeniyet Avrupa medeniyetidir. Bunu gülüyle,dikeniyle isticnas etmeye mecburuz…” (Hanioğlu, s. 359) görüşlerine yer vermektedir.

Abdullah Cevdet’in gerek Batının, gerekse Rusya’nın Müslümanlara ve Osmanlı Devleti’ne karşı izlediği politikalara bakışı İttihadçılardan farklılık arz ediyordu. Ona göre, Müslümanların eziyet ve zülüm görmeleri Müslüman olmalarından dolayı değil, cahil ve tembel olmalarından kaynaklanıyordu. İstanbul’daki hükümetlerin cebir ve hakaretleri Rusların yaptıklarından daha az değildi. Zorla Rusça’nın öğretilmesi de pek o kadar kötü değildi. Dahaönce dil bilmediklerinden önlerine gelen evrakları imzalıyorlardı. Rusça öğrenerek, bilmedikleri evraklarıimza lamaktan kurtulacaklardı. Rusya’nın egemenliği altında bulundurduğu Müslümanlardan zorla asker toplayarak bunlarla Osmanlı Devleti’nin üzerine yürümesinin, Halife denilen Abdülhamid’in yaptıklarından daha beter olmadığını savunacak kadar sert eleştirilerde bulundu (Şerif Mardin, Jön Türklerin Siyesi Fikirleri, s. 233-234).

Abdullah Cevdet, her ne kadar milletvekili olamadıysa da, önceki döneme oranla Cumhuriyet döneminde, materyalistfikirlerini çok daha rahat bir biçimde sergilemeye devam etti. Bir taraftan din büyüklerine hakaretin suç olmaktan çıkarılması,diğer taraftan yayınlarından bir kısmının devlet tarafından desteklenmesi, cesaretini daha da arttırdı. Bundansonra, dinin toplumsal gelişmeye engel teşkil ettiğini açık bir şekilde yazmaya başladı. O, İslam dünyasının gerikalmasının diğer sebeplerini bildiğini ileri sürdükten sonra, ama bunlardan hiç birinin dini sebepler kadar, gerilemeve tahripte etkili olmadıklarını iddia etti (Hanioğlu, s. 389).

Abdullah Cevdet’in fikirleri ve din hakkında ileri sürdükleri görüşler, dinde reform yapma iddiasında bulunanlara büyük bir dayanak teşkil etti. Yazıları ve görüşleri, basında cereyan eden dinde reform taleplerini önemli ölçüde arttırdı.Gerçek niyetler gizlenerek, dinde reform ve Türkçe ibadet adı altında, gizli din aleyhtarlarının faaliyetleri günümüze kadar devam etmiştir.

Öte yandan Türkiye’nin nufus politikasıyla ilgili yazdığı bir yazıda Neslimizi ıslah etmek, kuvvetlendirmek için Avrupa’dan ve Amerika’dan damızlık erkek getirmek gerekir! şeklinde ifadeler kullanmıştır. Yaptığı bu açıklama ülke genelinde büyük bir nefret ve öfke ile karşılanmıştır. Yaşamının son yıllarını tek başına geçirdi. Abdullah Cevdet, 29 Kasım 1932 tarihinde İstanbul’da ÖLMÜŞTÜR.

 

Yaptığı ilmi çalışmaların bazıları.

Weber’den “Asırların Panoraması”nı, Gustave Le Bon’dan “Asrımızın Hususu Felsefiyesi”ni ve Hayyam’ın “Rubaiyat”ını çevirdi. “Mevlana’nın Divanından Seçmeler”i yayımladı. Cumhuriyet devrinde de bu tür çalışmalarını sürdürdü. Özellikle Gustave Le Bon’un eserlerini dilimize aktardı; “Dün ve Yarın” (1921), “İlm-i Ruh-i İçtimai” (1924), “Ameli Ruhiyat” (1931).

 

 

 

 

Kaynakça:

https://tr.wikipedia.org/wiki/Abdullah_Cevdet

http://www.rne.com.tr/portreler/abdullah-cevdet-1869-1932/

http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=1132

http://www.yeniakit.com.tr/kimdir/Abdullah_Cevdet

You may also like

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here