Abdülhak Hamit Tarhan ve Dillere Destan Aşkı ..

0

Abdülhak Hamit Tarhan 5 Şubat 1851’de İstanbul’da doğdu.
Ailesi tarafından Paris’te eğitim yapması uygun görülünce ağabeyi Nasuhi Bey ile 1863 Ağustosunda Paris’e gitti.
Kısa zamanda Fransızcasını ilerletti. 1,5 sene tahsilden sonra, yanlarına gelen babası ile İstanbul’a döndü. Tahran büyükelçiliğine tayin edilen babasıyla birlikte İran’a gitti, 1,5 sene özel olarak Farsça dersleri aldı. Babasının 1867’de vefatı üzerine İstanbul’a döndü.Tahran hatıralarını anlatan Macera-yı Aşk adlı ilk eserini yazdı ve meşhur Makber mersiyesini yazmasına sebep olan, abisinin konağında yaşayan ve kendisini büyük bir aşkla seven Fatma hanımla evlenir.
Abdülhak da babası gibi sürekli Yurtdışı’nda olduğu için Fatma’ dan ayrı bir hayat yaşamış ve Paris’ te de sürekli kadınlarla arasının iyi olduğu söylentileri varmış. Eşi Fatma’nın rahatsızlığını öğrenince Bombay konsolosluğundaki görevine beraber gitmişler, çünkü oranın havasının eşine iyi geleceğini düşünüyormuş. Ancak hastalık ilerlemiş Fatma ile beraber İstanbul’ a geri dönmek üzere yola çıkmışlar fakat Beyrut’ ta Fatma Hanım vefat etmiş ve beyrutta cenazesi gömülmüş. Bu hastalıkla beraber başlayan “Makber” ölümü üzerine tamamlanmış.

Eyvâh! .. Ne yer, ne yâr kaldı,
Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı.
Şimdi buradaydı gitti elden,
Gitti ebede gelip ezelden.

Ben gittim o hâksâr kaldı,
Bir kûşede târumâr kaldı.
Bâkî o, enîs–i dilden eyvâh!
Beyrût’ta bir mezâr kaldı.

……
Çık Fâtıma, lâhdden kıyâm et,

Yâdımdaki hâlime devâm et!
Ketmetme bu râzı, söyle bir söz,
Ben isterim âh öyle bir söz! ..

Güller gibi meyl-i ibtisâm et,
Dağ-ı dile çâre bul, merâm et! ..
Bir tatlı bakışla, bir gülüşle
Eyyâm-ı hayâtımı tamâm et! ..
……

Yâ Rab, öleyim mi neyleyim ben? ..
Ayrı yaşayım mı sevdiğimden? ..
Verdin bana böyle bir mûsibet,
Ettin beni düşmen-i muhabbet.

Ya bir kulu sevmiyor musun sen? ..
Ya böyle bir ölüm değil mi erken? ..
Hiç bulmamak üzre gâib ettim,
Mecnun gibi ben onu severken.

……
Her yer karanlık pür-nûr o mevkî? ..
Mağrib mi yoksa makber mi yâ Râb!
Yâ hâbgâh-ı dilber mi yâ Râb,
Rüyâ değil bu ayniyle vakî.

Kabrin çiçekten bir türbe olmuş,
Dönmüş o türbe bir haclegâhe,
Bir haclegâhe dönmüşse türben
Aç koynunu aç maşukânım ben.
……

Sen öldün, ölüm güzel demektir,
Ölsem yaraşır gamınla her gün.

..Onun hayatını kaybetmesi Hamit’in kendini kaybetmesi gibiydi. Gönlünün Sulatnını kara topraklara vermeye kıyamadı, inanamadı olanlara ve kır gün bir yer altı odasında durdu. Çıkmadı dışarı. Karısının hissetiklerini hissetmek istiyor, ölümü bile onunla paylaşmak istiyordu belki de. Karısına adadığı Makber’in son mısralarını yazıyordu bir yandan da….
Çık fatıma! lahteden kıyam et / Yanımdaki hâline devam et.

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here