3 Ocak Verem ile Savaş Haftası

0
3 Ocak Verem Savaş Haftası
3 Ocak Verem Savaş Haftası

3 OCAK VEREM SAVAŞ HAFTASI

Bilinen en eski hastalıklardan biri olan Verem Hastalığı (Tüberküloz), dünya’da her yıl milyonlarca insanı tehdit eden, acil hareket planı gerektiren, ölümcül, ancak tedavi edilebilir; bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalığın iyileşmesinin sağlanması, toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi açısından son derece hassas ve önemli bir süreçtir.

Son yıllarda ülkemizde veremin kontrolü ile ilgili faaliyetlerin başarıyla yürütülmesi neticesinde, verem hastalarının erken dönemde teşhisi ile daha çok hasta kayıt altına alınmıştır. Bununla birlikte hastalığın doğası gereği verem mücadelesinin aksatılmadan sürdürülmesi gerekmektedir. Amacımız “Veremsiz Bir Türkiye” hedefine, dünyanın pek çok bölgesinden daha önce ulaşmaktır. Var olan verem hastalarının % 70’inin bulunması, Tedavi hedefi; ise bulunan bu hastaların %85’inin başarıyla tedavi edilmesidir. 2008 Dünya Raporu’na göre Türkiye, bu hedeflere ulaşmış ülkeler arasında yer almaktadır.

İlimizde, Tüberküloz Kontrolü çalışmaları uzun yıllardır başarıyla devam etmektedir.Dispanserlere  (hastalıkları yatırılarak bakıma gereksinim duyurmayan hastalara ayakta tanı ve sağaltım hizmetleri verilen sağlık evi) kayıtlı hastalarda %90’ın üzerinde tedavi başarısı mevcuttur. Akciğer Tüberküloz’lu hastaların %90’dan fazlasına bakteriyolojik tetkik (mikrobiyolojinin bakterileri inceleyen bir alt dalıdır) yapılmakta ve yaklaşık %70’inde pozitiflik bulunmaktadır. Yayma mikroskopisinin yanı sıra kültür (teşhis ve tedaviye yardımcı olması için, hangi mikrobun sorumlu olduğunu anlamak amacıyla “kültür antibiyogram” tetkiki isteyebilir) ve ilaç duyarlılık testleri de yapılmaktadır ve bunların yapılma oranı Türkiye ortalamasından çok yüksektir. Dünya Sağlık Örgütü tarafından verem kontrol programı için önerilen yöntem “Doğrudan Gözetimli Tedavi (DGT)”dir. DGT, verem hastasının tüm tedavisi boyunca ilaçlarının her dozunu bir görevli ya da sorumlu kişinin gözetiminde içmesi ve bu durumun kaydedilmesi esasına dayanmakta, bu yöntem sayesinde tedavi başarı ile tamamlanmaktadır.

 

Tüberküloz (verem) hastalığının tarihçesi;

Bilinen en eski bulaşıcı hastalıklardan biri olan ve halen dünyada her yıl milyonlarca insanı tehdit eden tüberküloz (verem) hastalığı, ülkemizde ve dünyada önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam etmektedir.

Tüberküloz hastalığı, ölümcül ancak tedavi edilebilir bir hastalıktır. Tüberküloz dünyada, erişkinlerde bulaşıcı hastalıklardan ölümün AIDS’den sonra en büyük ikinci nedenidir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 1993 yılında tüberküloz için “küresel acil durum” ilan etmiştir. Dünyada bir hastalık için ilk kez acil durum ilan edilmiştir. Dünya Sağlık Örgütü, 1994 yılında veremle savaş için yeni stratejiler ortaya koymuş ve DGTS (Doğrudan Gözetimli Tedavi Stratejisi) uygulamaları dünyada hızlı bir şekilde yayılmıştır.

Tüberküloz hastalığının tarihi neredeyse insanlık tarihi kadar eskiye dayanmaktadır. M.Ö.
2400-3000 yılına ait Mısır’daki mumyalar’da tüberkülozun omurga ve kemiklerde yaptığı
tahribat görülmüştür. 24 Mart 1882 tarihinde Robert KOCH (Heinrich Hermann Robert Koch, Alman hekim. Antraks basili, tüberküloz basili keşfi ve Koch postülatlarını geliştirmesiyle ünlenmiştir. Tüberküloz konusundaki keşifleri nedeniyle 1905 yılında Nobel Tıp veya Fizyoloji Ödülünü almıştır) tarafından, hastalık etkeni olarak tüberküloz  gösterilmiştir.)

 

 

Tüberküloz binlerce yıldır var olduğu bilinen bir mikropla oluşmaktadır; bu mikrobun  adı: Mycobacterium Tuberculosis’dir. Dünyanın bütün uluslarından insanlarda, zengin-yoksul, genç-yaşlı herkeste hastalık yapabilir. Tüberküloz, en çok akciğerlerde olmak üzere bütün organlarda hastalık yapabilir. Organlara zarar verir. Tedavisiz bırakılırsa ya da kötü tedavi edilirse öldürücü olabilir. Tedavi ile tümüyle şifa sağlanabilir. Erken ve uygun tedavi başlanır, yeterli süre tedavi edilirse hastalar yüzde yüz iyileştirilir. İyileşme kalıcıdır, şifa sağlar.

 

 

Tüberküloz Hastalığı Nedir? Nasıl Oluşur?

Tüberküloz hastalığı (verem) mycobacterium tuberculosis isimli bir mikrop aracılığı  ile oluşan bulaşıcı bir hastalıktır. Hastalık; tüberküloz hastası bir kişinin öksürmesi,hapşırması veya konuşması ile havaya karışan basillerin (çomak şeklindeki mikroorganizma’lardır. ) solunum yolu ile sağlıklı bir insanın akciğerlerine ulaşılması ile bulaşmaktadır. Basiller havada saatlerce asılı kalabilirler. Bu basilleri alan kişilerin bir kısmın’da basiller kişide hastalık oluşturmadan, uyur durumda akciğerde yıllarca kalıp, vücut direncinin düştüğü bir durumda hastalık oluşturabilirler. Diğer bir kısmında ise kısa süre içinde hastalık ortaya çıkar. Hastalığın gelişme riski basillerle karşılaştıktan sonraki ilk 2 yılda en fazladır. Basiller, çoğunlukla akciğerlerde hastalık oluşturmakla birlikte akciğer zarı, (göğüs boşluğunun içini ve bu boşlukta yer alan akciğerin dışını kaplayan koruyucu ince zar) lenf bezleri, (küçük, yumuşak, yuvarlak ve oval şeklinde olup, vücudun her yerinde olan birbirlerine zincir şeklinde bağlı yapılardır) beyin zarı, (sert zar veya kalın zar, beyin dokusunu ve omuriliği çevreleyen dokunun en kalın ve en dıştaki katmanıdır. Mezoderm tabakasından köken almaktadır. Pia mater ve araknoid zarın arasında bulunan beyin-omurilik sıvısının korunmasından sorumludur) böbrekler, (kanın içindeki zararlı maddeleri süzen, sidik salan, biri sağda biri solda olmak üzere omurganın iki yanında bulunan organların her birine verilen ad) sindirim sistemi, (sindirim, yenilen gıdaların vücut tarafından daha kolay emilebilmesi için küçük parçalara ayrılmasıdır. Küçük parçalara ayrılan maddeler ince bağırsakta kan yoluyla emilir.Buna emilim denir) omurga (birbiriyle eklemlenerek kafatasından kuyruksokumuna değin uzanan bir kemik eksen oluşturan omurların tümü) gibi diğer pek çok organ ve sistemlerde de hastalık yapabilmektedir. Tüberküloz hastalığı; önlenebilen, tedavi edilip iyileştirilebilen, ve toplum sağlığı açısından önemli bir hastalıktır.

 

Kimlerde Tüberküloz Hastalığı Riski Yüksektir?

Tüberküloz hastalığı; solunum yolu ile bulaştığından bir tüberküloz hastası ile aynı evde yaşayanlarda daha sık olmak üzere, yakın temasta bulunan kişilerde görülür. Aşağıdaki durumlarda da tüberküloza yakalanma riski artar:

  1. Vücut direncini düşüren hastalıklar (şeker hastalığı, kronik böbrek hastalığı, kanser, AIDS, organ nakli gibi)
  2. Ağır beslenme bozukluğu ve düşük vücut ağırlığı
  3. Uzun süreli bağışıklık baskılayıcı ilaç kullanımı
  4. Düzenli tedavi almamış eski tüberküloz hastaları
  5. Tüberküloz basili ile son iki yıl içinde karşılaşan kişiler
  6. Bebekler ve çocuklar (özellikle 5 yaş altı)
  7. Yaşlı insanlar

 

Tüberkülozda Bulaştırıcılık Nasıl Önlenir?

Tüberkülozda bulaştırıcılığı önlemenin yolları;

  1. Erken teşhis ve etkili tedavi. Bulaştırıcı hastalara hızlı tanı konulup tedavi başlanması toplumu hastalıktan korumanın en etkili yoludur.
  2. Hastanın özellikle bulaştırıcı olduğu dönemde maske kullanması ve bu sayede hasta yakınları ve sağlık personelinin korunması.
  3. Hasta kişi’nin bulunduğu ortamın sık havalandırılmasıdır.

 

Tüberküloz Hastalığı’nın Belirtileri Nelerdir?

Tüberküloz belirtileri ile pek çok hastalığı taklit edebilir. Tüberküloz, sinsi bir hastalık olduğundan şikayetler genelde hafif başlar ve yavaş ilerler. Hastalar, şikayetlerini başka nedenlere bağlayabildiğinden doktora da geç başvurmaktadır ve bu yüzden hastalık ilerleyebilmekte ve bulaştırıcılık sürmektedir. En sık görülen belirtiler şunlardır: Akciğerler ile ilgili şikayetler; 3 hafta ve daha uzun suren öksürük tüberküloz hastalığı için önemli bir belirtidir, mutlaka bir sağlık merkezine başvurulmalıdır. Diğer belirtiler; balgam çıkarma, kan tükürme, göğüs ağrısı ve nefes darlığıdır. Genel şikayetler ; Ateş, gece terlemesi, kilo kaybı, halsizlik ve iştahsızlıktır. Vücudun diğer organlarını tutan tüberküloz hastalığının belirtileri etkilenen bölgeye göre değişir.

 

Tüberküloz Hastalığı’nın Tanısı Nasıl Konulur?

Tüberküloz hastalığının kesin tanısı başta balgamı olmak üzere hasta kişinin vücuduna ait örneklerde tüberküloz basillerinin gösterilmesi veya üretilmesi ile konulur. Akciğer filmleri ve tüberkülin deri testi (TDT) tanıda kullanılan diğer yardımcı testlerdir. Tüberküloz hastalığının tanısı, tedavisi ve takibi Verem Savaş Dispanserleri’nde ücretsiz olarak yapılmaktadır.

 

Tüberküloz Hastalığı’nın Tedavisi Nasıldır?

Tüberküloz hastalığı uygun ilaç tedavisi ile iyileşir. Tedavide birden fazla ilacın düzenli ve yeterli süre birlikte alınması gerekmektedir.Tüberküloz hastalığının diğer bulaşıcı hastalıklardan ayıran en önemli neden tüberküloz mikroplarının tümünün tedavi ile kısa süre içerisinde ölmemesi ve kullanılan ilaçlara karşı direnç geliştirme yeteneğine sahip olmasıdır. Bu nedenle tüberküloz hastalığında çok sayıda ilaç uzun süre kullanılmaktadır. Genel olarak tüberküloz hastalığının tedavisi en az altı ay sürmektedir. Tüberküloz tedavisinde kullanılan temel ilaçlar şunlardır:

  • İzoniazid (İlacın etken maddesi İzoniyazid’tir. I.N.H Tablet, tüberküloza neden olan Mycobacterium tüberculosis adlı bakterinin büyümesini engelleyerek veya öldürerek etki gösterir. Mycobacterium tüberculosis adlı bakterinin neden olduğu tüberkülozun tüm çeşitlerinin kısa veya uzun süreli tedavisinde diğer antitüberküloz ilaçlarla birlikte kullanılır)
  • Rifampisin (Rifampisin veya rifampin, bakterisidal etkisi olan rifamisin grubundan bir antibiyotik ilaçtır. Genellikle mikobakteri enfeksiyonlarının tedavisinde kullanılmaktadır)
  • Etambutol (Etambutol, tüberküloz tedavisinde kullanılan, etki şekli bilinmeyen, çok yüksek konsantrasyonlarda bakterisidal etkili olan bir antibiyotiktir. 500 mg tablet formu mevcuttur. Besinlerle etkileşmez, bağırsaklardan çok iyi emilir)
  • Pirazinamid (Pirazinamid, özellikle tüberküloz tedavisinde kullanılan, etki şekli bilinmeyen zayıf bakterisidal etkili bir antibiyotiktir. 500 mg tablet formları mevcuttur. Yiyeceklerle emilimi azaldığından yemeklerden önce alınmalıdır)
  • Streptomisin (Streptomisin, aminoglikozid sınıfından bir antibiyotik ilaçtır. Bu sınıftan keşfedilen ilk ilaç olmasının yanı sıra tüberküloz tedavisinde kullanılan ilk antibiyotiktir. Gram pozitif ve gram negatif etkinliği güçlüdür)

 

Tedavi süresi en az 6 ay olup tedavi, tanı konan sağlık merkezinde hekim tarafından başlanır. Uygun dozlardaki ilaç, bu konuda eğitim almış bir kişi tarafından her gün gözetim altında içirilmelidir. Bu uygulamaya doğrudan gözetimli tedavi (DGT) denilmektedir.

Doğrudan gözetimli tedavi, ilacın düzenli alınımını sağlayarak;

  • Tedaviye uyumu artırmakta,
  • İlaç direnci gelişimini önlemekte,
  • Olabildiğince hızlı iyileşmeyi sağlamaktadır.

 

Bulaştırıcılığın kısa sürede önlenmesi ile aile yakınlarının ve toplumun hastalıktan korunması yanı sıra oluşabilecek yan etkilerin DGT uygulayan sağlık personeli tarafından daha erken fark edilmesi tedavinin başarısını artıran önemli faktörlerdir. Doğrudan gözetimli tedavi ücretsizdir ve kişiye özeldir. Hasta ve hekim birlikte, hastanın mesleğine, yaşantısına, sosyal durumuna en uygun yer ve
zaman kararlaştırılarak, hasta merkezli bir yaklaşım uygulanmalıdır.

 

Tüberküloz Hastalığı İyileşir mi?

Tüberküloz, ilaç tedavisi ile kesinlikle iyileşebilen bir hastalıktır. İlgili hekim tarafından verilen ilaçların düzenli ve hiç aksatmadan, tercihen bir sağlık görevlisinin gözetiminde alınması ile tamamen iyileşmektedir. İlaçlarını düzenli ve yeterli süre kullanmayan hastalarda tedavide
zorluklar yaşanabilmektedir. Bu zorluklar ilaç direnci varlığında daha da artmaktadır. Genel olarak düzenli tedavi kullanan hastalarda sonuç iyidir.

 

Dirençli Tüberküloz Nedir?

İlaçlar düzenli kullanılmadığı takdirde tüberküloz basillerinde ilaca karşı direnç gelişebilir. Bu durumda ilaçlar tüberküloz basillerini öldüremez ve hastalık devam edebilir. İlaca dirençli tüberküloz olarak adlandırılan bu durumda, yan etkileri fazla ve pahalı olan ilaçlarla daha uzun süreli (yaklaşık 2 yıl) tedavi gerekmektedir.

 

Tüberküloz İlaçları’nın Yan Etkileri Var mıdır?

Tüberküloz hastalığı’nın tedavisi sırasında kullanılan ilaçlara bağlı yan etkiler ortaya çıkabilmektedir. Çok sık görülmeyen bu yan etkilerin ortaya çıkması genellikle hastalığın tedavi başarısını etkilemez.

Olası yan etkiler şunlardır:

  • Cilt döküntüsü ve kaşıntı,
  • İştahsızlık,
  • Bulantı, kusma, karın ağrısı,
  • Grip benzeri belirtiler,
  • Eklem ağrısı,
  • Parmaklarda uyuşma,
  • Görmede bulanıklık,
  • Kulakta çınlama, işitme kaybı,
  • Ağız etrafında uyuşma.

Daha nadir görülen yan etkiler; kanamaya eğilim, ciltte ve gözlerde sararma ve böbrek yetmezliğidir. Bu yan etkiler görüldüğünde hastaların ilaçlarını kendi başlarına kesmeleri
yerine mutlaka doktorlarına başvurmaları gerekmektedir. Tedavide kullanılan temel ilaçlardan biri olan Rifampis’in idrar, ter, tükürük ve göz yaşını turuncuya boyayabilir. Kaygılanacak ve ilacın kesilmesini gerektirecek bir durum değildir. Ayrıca Rifampis’in, kadınlarda doğum kontrol ilaçlarının etkisini azaltabileceği için farklı doğum kontrol yöntemleri kullanılmalıdır.

 

Tüberküloz Hastası’nın Hastane’de Yatılması Gerekli midir?

Bilimsel olarak, hastanede tedavi ile ayaktan tedavi arasında, hastanın iyileşmesi açısından olduğu gibi aile bireylerine bulaştırıcılık açısından da fark yoktur. Genellikle tedaviye başlanıldıktan kısa süre sonra bulaştırıcılık ortadan kalkar. Asıl bulaştırıcılık tedavi başlanmadan önceki dönemdedir. Önemli olan hastaların gözetimli olarak düzenli ve uygun tedavi almalarıdır. Hastaneye yatırılarak tedavi edilebilecek hasta grupları şunlardır:

  • Kronik, ilaç direnci saptanan, tedavi yetersizliği olan, tedaviye uyumsuz ve genel durumu bozuk hastalar
  • Yaygın hastalığı olanlar
  • Fazla miktarda kan tükürmesi olanlar,
  • Şeker, böbrek ve karaciğer hastalığı gibi ek hastalığı olanlar,
  • İlaç yan etkisi gelişen hastalar.

Bulaştırıcılık her tüberküloz hastasında aynı değildir. Akciğerinde kavite denen yaraların oluştuğu hastalar, gırtlak tüberkülozu olanlar, öksürük sıklığı fazla olan hastalar ve mikrobun bazı tipleri daha bulaştırıcıdır. Etkili tedavi ile ilk günlerden itibaren mikrop sayısı hızla azalmaktadır. Genellikle ilaçlarını kullanmaya başladıktan 15 gün sonra bulaştırıcılığının kalmadığı kabul
edilmektedir.

 

Hasta Tedavisi Sürerken Çalışabilir mi?

Fiziksel durumu uygun olan hastalar, bulaşıcı durumları geçtikten sonra, tam ve düzenli ilaç kullanmaları şartı ile işlerine devam edebilirler.

 

Tüberküloz Tedavisi’nde Beslenme’nin Önemi nedir?

Tüberkülozda, geleneksel kanının aksine, beslenmenin tedavi sonuçlarına önemli bir etkisi yoktur. Ek gıda alımının tüberküloz tedavisine katkısı olmayacağı gibi hastayı şişmanlatma şeklinde sağlığını bozacak bir sonuca yöneltmesi muhtemeldir.

 

Özel Diyete İhtiyaç Var mıdır, Vitamin Takviyesi Gerekli midir?

Sağlıklı kişiler için gereken düzenli, öğün atlamadan ve yeterli beslenme, tüberküloz hastaları için de geçerlidir. Hastalığın başlangıcında görülebilen zayıflama, iştahsızlık, halsizlik durumu etkili tedavinin düzenli kullanılması ile hızla düzelir. Normalde, standart olarak vitamin takviyesine gerek yoktur. Bazı özel durumlarda (şeker hastalığı, çok ilaca dirençli tüberküloz, ilaç yan etkisi,
hamilelik) ek vitamin tedavisi gerekebilir.

 

Tüberküloz Hastası ile Aynı Evde Yaşayan Kişi Ne Yapmalıdır?

Tüberküloz hastası ile aynı evde yaşayan kişi mutlaka verem savaş dispanserinde kontrolden geçmeli, belli aralarla bu kontroller tekrarlanmalıdır. Hastanın özellikleri ve temas durumuna bağlı olarak koruyucu ilaç tedavisi başlanabilir. Genellikle İzoniyazid’le yapılan ve en az 6 ay sürecek olan koruyucu ilaç tedavisinde de ilaçlar düzenli olarak içilmelidir.

 

Tüberküloz Deri Testi Nedir, Kime Nasıl Yapılır, Nasıl Yorumlanır?

Tüberkülin testi materyali, küçük bir iğne ile ön kol derisi içine uygulanır. 2-3 gün sonra ciltte oluşan kabarıklık sağlık çalışanı tarafından değerlendirilir.

Oluşan kızarıklık değil, sert kabarıklık önemlidir. Kabarıklıkların oluşmaması deri testinin negatif olduğunu gösterir ve tüberküloz basilleri ile karşılaşılmadığı anlamına gelir. Kabarıklık oluşması da pozitiflik olarak yorumlanır, tüberküloz basili ile karşılaşıldığını gösterir. Tüberkülin testi pozitifliği kişinin hasta olduğu anlamına gelmemektedir.

 

Hamilelerde ve Emziren Annelerde Tüberküloz Tedavisi Nasıldır?

Hamilelerde tüberküloz tedavisinin başarısı bebeğin sağlığı açısından çok önemlidir. Bu nedenle hamilelik sırasında tüberküloz tedavisi yapılabilir ve streptomisin hariç diğer ilaçlar güvenle kullanılır. Annenin içtiği ilaçlar bebek için koruyucu değildir. Tüberküloz ilaçları, emziren annelerde de güvenle uygulanabilir.

 

ÇOCUKLUK ÇAĞI TÜBERKÜLOZU

  • Çocuklar, tüberküloz için daha fazla mı risk taşırlar?

Evet, özellikle ilk beş yaştaki çocukların tüberküloz basilini aldıktan sonra tüberküloz hastalığı gelişme riskleri artmıştır. Çocuğun yaşı ne kadar küçük ise bu risk o kadar fazladır.

  • Tüberküloz çocuktan çocuğa bulaşır mı?

Çocukluk çağındaki akciğer tüberkülozunda çocukların akciğerlerindeki tüberküloz basili sayısı az olduğu için ve çocuklar 8, 9 yaşlarına kadar kuvvetli öksürükle balgam çıkaramadıkları için bulaştırıcılığının olmadığı kabul edilebilir. Ancak özellikle ergenlik dönemindeki çocuklarda görülebilen erişkin tipi kaviteli akciğer tüberkülozu olan çocuklar erişkinler gibi bulaştırıcılık riski taşırlar. Çocuklar tüberkülozu sıklıkla yakın temasta bulundukları tüberkülozlu erişkin bir bireyden alırlar.

  • Çocuklarda tüberkülozun belirtileri nelerdir?

2-3 haftayı geçen öksürük, 38 dereceyi geçmeyen ateş ve gece terlemesi, halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı ve bazen akciğer dışı organların tutulumuna ait bulgular varsa tüberküloz hastalığından şüphelenilmelidir. Bazen çocuklarda bu bulgular erişkinlerdeki kadar belirgin olmayabilir. Çocuğun aynı evde yaşadığı ve yakın temasta bulunduğu bireylerde tüberküloz hastalığı varsa bu
çocukların tüberküloz hastalığı yönünden mutlaka araştırılması, hastalık bulguları yoksa bile tüberkülin deri testi sonucu ne olursa olsun çocukların mutlaka koruyucu tedavi alması gerekir.

 

TÜRKİYE’DE TÜBERKÜLOZ’UN DURUMU NEDİR?

Ülkemizde tüberküloz hastalığı, 20. yüzyılın ilk yarısında çok büyük bir salgın yapmıştı. Bir
numaralı ölüm nedeni idi. 1940’lı yıllarda her yıl bin kişiden 2-3’ü verem nedeniyle ölüyordu. Özellikle yirminci yüzyılın üçüncü çeyreğinde yürütülen yoğun verem savaşı çabaları sonucunda durum değişmiştir. Tüberküloz artık önemli bir ölüm nedeni değildir. Türkiye’de 12-15 milyon bir nüfusun enfekte (bulaşıcı) olduğu, yani vücutlarında henüz hastalık oluşturmamış verem mikrobunun olduğu hesaplanmaktadır. Bu insanların yaklaşık yüzde onu yaşamlarının bir döneminde verem hastası olacaklardır. Verem savaşı dispanserlerinde kayıtlı hasta sayısı 2000 yılında 18.038 iken 2005 yılında 20.535’dir. Kayıtlı hastalar dışında, resmi ve özel hekim ve hastanelerde de tedavi edilen bazı hastaların olduğunu biliyoruz. Türkiye’de yılda yaklaşık 25 bin tüberküloz hastasının ortaya çıktığını tahmin edebiliriz. Bu hasta sayılarının nüfusa oranı, sanayileşmiş ülkelerde yüz binde 20 ve altında, Asya ülkelerinde yüz binde 100’den, Afrika’da sahra güneyi ülkelerde ise 300’den fazladır. Ülkemizde ise kayıtlı hastalar yüz binde 27’dir. Düzensiz ve hatalı tedaviler yüzünden ilaçlara dirençli veremli hasta sayılarının ülkemizde
yüksek oluşu önemli bir sorunumuzdur.

 

DÜNYADA TÜBERKÜLOZ’UN DURUMU NEDİR?

Bütün kıtalarda, bütün ülkelerde tüberküloz vardır. Günümüzde hala tek mikrobun yaptığı en çok
öldüren bulaşıcı hastalıktır. Yılda 9,2 milyon insan bu hastalığa yakalanırken 1,6 milyonu ölmektedir. Dünyadaki bütün hastalıkların yüzde 2,5’unu ve önlenebilir ölümlerin yüzde 26’sını oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü, verem hastalığı için “Acil Durum” ilan etmiştir. Dünyada verem hastalarının sayısı yıllar içinde artış göstermektedir. Dünyada tüberküloz en çok Güney-Doğu Asya ve Sahra Güneyi Afrika’da bulunmaktadır. Hindistan, Çin ve Endonezya’da Dünya’daki hastaların yarısı bulunmaktadır. Toplam 22 ülkede, dünyadaki tüberküloz hastalarının yüzde 80’i bulunmaktadır. Tüberkülozun kontrolü için çabalarını zayıflatan ülkelerde hastalık artış göstermektedir. AIDS hastalığı da veremi artırmıştır. Eski Sovyetler Birliği ülkelerindeki artış bu iki nedenle olmaktadır. Sanayileşmiş ülkelerde 1980’li yıllarda hastalığın artışı bu iki nedene ve göçlere bağlıdır. Sahra Güneyi Afrika’da verem hastalığının nüfusa oranı, dünyada en yüksek orandır, bunun temel nedeni HIV/AIDS’tir.

 

TÜBERKÜLOZ HAKKINDA KISA SORU VE YANITLAR:

Soru: Tüberküloz aileden geçer mi?
Yanıt: Tüberküloz aileden genetik (ırsi) olarak geçmez. Evde bir veremli varsa, aynı
ortamda uzun süre bulunmakla hava yolu ile hastalık mikropları bulaşabilir.

Soru: Kaplar, bardak, çatal-bıçak, eşyalarla tüberküloz bulaşır mı?
Yanıt: Hayır, bulaşmaz. Böyle bir bulaşma şekli gösterilmemiştir.

Soru: Tüberküloz utanılacak bir hastalık mıdır?
Yanıt: Hayır. Elli yıl önce, ilaç tedavisi yokken genellikle öldüren, ölmeyenleri de ciddi sakat bırakan bir hastalık olduğu için o dönemlerde korkutan ve utanılan bir hastalık olmuştur. Bugün erken tanı ve doğru tedavi ile hastalar tümüyle iyileşir.

Soru: Yeterli süre tedavi alan hasta yeniden vereme yakalanabilir mi?
Yanıt: Düşük bir olasılıkla evet. Düzenli ve yeterli süre tedavi almış, doktorun tedaviyi kestiği kişilerde hastalığın nüks etmesi olasılığı vardır, fakat çok düşüktür.

Soru: Bal, tereyağı, dövülmüş çekirdekli üzüm vereme iyi gelir mi?
Yanıt: Hayır. Hipokrat’ın kitaplarında yazılmış olan, yani yüzyıllardır-binyıllardır kullanılan bu gibi yiyeceklerle beslenen hastaların çoğu geçmişte ölüyordu. Ne zaman ki ilaçlar bulundu, hastalarda kalıcı şifa sağlanır hale geldi. Daha sonra yapılan önemli bir çalışmada (Madras), düzenli ilaç verilen hastaların yarısı iyi beslenmiş, yarısı kötü beslenmiştir; fakat tedavi sonucunda her iki grup da aynı derece başarıyla iyileşmiştir.

Soru: Verem hastasına besleyici özel yiyecekler gerekir mi?
Yanıt: Verem hastası ideal vücut kilosundan daha düşük kiloda ise, zayıf düşmüşse, beslenmesine özen gösterilebilir; bu, dengeli bir beslenme olmalıdır. Normal kilosundaki kişilere, normal beslenme yeterlidir; fazla yemek, fazla kilo almak demektir ve başka hastalıklara neden olacaktır.

Soru: Veremden şüphelenince ne yapılmalıdır?                                                                                                Yanıt: Bu konuda ücretsiz tetkik ve tedavi yapan en yakın Verem Savaşı Dispanserine başvurulmalıdır. Bu dispanserlerde veremi bilen doktorlar vardır; röntgen çekilmekte, balgam incelemesi yapılmaktadır. Göğüs hastalıkları uzmanları ve göğüs hastaneleri de bu konuda uzmandırlar.

Soru: Veremli hasta ne zaman bulaştırıcılığını kaybeder?
Yanıt: İlaç tedavisine başladıktan sonra bulaştırıcılık hızla yokolur. Bu nedenle ilaç tedavi için “kimyasal karantina” denilmektedir. Eğer kullanılan ilaçlar etkili ise 2-3 haftada bulaştırıcılık büyük oranda yok olur.

Soru: Hasta kişi çalışabilir mi?
Yanıt: Hasta kişi, genel durumu düzelene kadar istirahat etmelidir. Akciğer veremli hastanın başlangıçta toplumdan uzak olması, bir anlamda hastanede ya da evinde karantinada gibi ayrı mekanda yaşaması uygun olur. Balgam tetkikinde mikrop görülmeyince, doktor kararı ile hasta işe dönebilir (tedaviyi işine giderken de sürdürebilir).

Soru: İlaçlara dirençli verem hastasını kim tedavi eder?
Yanıt: Verem savaşı dispanserleri aracılığıyla bu konuda uzmanlaşmış hastanelere başvurulmalıdır. Ankara, İstanbul ve İzmir’de eğitim ve araştırma tipi göğüs hastanaleridir bunlar. Bu hastaneler, tedavinin sürdürülmesinde verem savaşı dispanserleri ile işbirliği yaparlar. Çok pahalı olmasına karşın, ilaçları, Sağlık Bakanlığı ücretsiz vermektedir.

Soru: Verem ve AİDS birlikte ise tedavisi mümkün müdür?
Yanıt: Evet mümkündür. AİDS için de bir tedavi veriliyorsa, verem ilaçlarında değişiklik gerekebilir. HIV pozitif hastalarda, verem yoksa, cilt testi ile tüberküloz enfeksiyonu olup olmadığı incelenmelidir. Tüberkülin cilt testi pozitif ise verem için koruyucu tedavi verilmelidir.

Soru: Veremden toplum nasıl korunur?
Yanıt: Verem mikrobunu saçan hastaların tedavisi, toplumun korunmasında en önemli yoldur.

Soru: Veremden korunmada ilaç kullanılabilir mi?
Yanıt: Evet, hasta yakınlarına ve risk taşıyan kişilere koruyucu ilaç tedavisi verilirse 
yüzda 60-90 koruyucudur. Koruyucu ilaç tedavisi, hastalık gelişmesine engel olmaktadır. Bu tedavi de verem savaşı dispanserlerince ücretsiz verilmektedir.

Soru: BCG aşısı veremden ne kadar korur?
Yanıt: BCG aşısı, çocuklardaki kanla yayılan (milier) ve beyin zarını tutan (menenjit) tüberküloz gibi ciddi hastalıkları önler. Erişkin insandaki hastalık için koruyuculuğu konusunda farklı sonuçlar vardır. Ülkemizde erişkinlerde de koruyucu etkisi gösterilmiştir.

Soru: Verem hastası evde nerede-nasıl yaşamalıdır?
Yanıt: Verem hastasının güneş gören ve bol havalandırılan odalarda kalmaları sağlanmalıdır.

Soru: Verem hastalığında yapılan en büyük hatalar nelerdir?
Yanıt:Hastalar doktora geç başvurmaktadır ya da geç tanı konulmaktadır. Hastalar,
öksürük ya da göğüs hastalıkları ile ilgili yakınmaları olduğu halde konunun uzmanı olmayan hekimlere başvurmaktadırlar. Bir de balgamda mikrop bakılması ihmal edilmektedir. Bunlar, tanıda gecikmeye yol açar. Hastalar, tedaviyi eksik bırakmakta ya da düzensiz kullanmaktadırlar.
Tümüyle şifa sağlanacak bir hastalık iken ilaca dirençli hale gelmekte, tedavisi güçleşmektedir. Bu arada da hastanın akciğerleri hasar görmekte, adeta tükenmektedir.

 

Verem Haftasında Neler Yapılabilir

Bu hafta süresince televizyon, radyo, gazete şeklindeki yayın organlarında verem hastalığını tanıtan, korunma yöntemlerini gösteren, veremli hastaların tedavileri ile ilgili yayınlar yapılabilir. Ülkemizde yapılan Verem savaş araştırmaları hakkında bilgiler verilir, canlı örnekler gösterilir. Tüm insanların birlik ve beraberlik içinde veremle savaş etmesinin ciddiyeti anlatılır. Aşı kampanyasına herkesin katılmasını, bilhassa yeni doğan bebeklerin verem aşılarının vaktinde yaptırılması talep edilir.

Okullarda da verem hastalığının tanıtımı yapılır. Bulaşma yolları anlatılır. Korunma yöntemleri üzerinde önemle durulur. BCG aşısının önemi vurgulanır. Veremle savaşma yöntemlerinde birlik ve beraberliğin, hepimizi başarıya götüreceği anlatılır. Bu hususlarda filmler gösterilir. Konuşmalar yapılır, şiirler okunur. Hafta ile ilgili sözler yazılı dövizler okul duvarlarına asılabilir. Öğrenciler içerisinde kompozisyon ve resim yarışmaları yapılır.

Herkese bilinçli bir biçimde veremle savaşma teknikleri öğretilir. Sağlık ve Temizlik, Beslenme kolları, haftanın en faydalı bir şekilde geçmesi için gayret gösterirler.

 

Sene başını Takip Eden İlk Pazartesi ile Başlayan Haftadır. Verem hastalığını tanıtma, korunma yöntemlerini öğretme, veremle toplu olarak savaşmayı sağlamak amacı ile her sene, yılbaşını takip eden ilk Pazartesi günü başlayan hafta “VEREM SAVAŞ EĞİTİMİ HAFTASI” kutlu olsun. Faydalı olmak dileğiyle… Sağlıklı yıllar dilerim.

 

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here