1914 Çallı Kuşağı,Türk İzlenimcileri ve Emperyonistleri

0

Çallı Kuşağı, 1914 Kuşağı, Türk İzlenimciler, Tük  Emperyonistler gibi birden fazla isim alan bu kuşak, Türk resminde Batılaşmanın büyük bir atılımı olarak da kabul edilir. Bu kuşak sanatçıları Osmanlı Resmi için büyük önem arz eder. Osmanlı resim kronolojisine baktığımızda son kuşağı oluşturan bu sanat kuşağı ve temsilcileri, batının 15. Yüzyılda  yakalamış olduğu realist resim anlayışını, Osmanlı resmine uygun hale getirerek,Osmanlı resminin farklı bir boyut kazanmasına sebep olmuşlardır.

Bu kuşağı net bir şekilde anlamak için, 1914’den önce toplumun resim anlayışını iyi bir şekilde kavramak gerekir. Ancak bu ayrım iyi bir şekilde öğrenilirse, neden bu kuşağın bu kadar önemli olduğu anlaşılır.

1914 Çallı Kuşağından Önce Resim Anlayışı

Türklerin İslamiyeti kabul etmesinden sonra, İslam dininde çok hoş karşılanmayan resim anlayışını kendi toplumlarında azaltma yoluna gittiler. Her ne kadar bu olay açıkça ve net olarak Kuran’da yazılmasa da bazı hadisleri  bu şekilde yorumlayıp bunu benimsediler. Fakat tam olarak bu anlayıştan kopamadılar. Yaptıkları medreselere, camilere, hanlara bazı stilistik  hayvan figürleri işlediler. Bunlar yanında nadir de olsa insan figürlerine yer verdiler. Genel olarak gerçekçi insan figürleri bulunmasa da bazı öğretici minyatür kitaplarına okuyanın daha iyi kavraması için insan resimleri çizdiler. Bu insan resimleri tamamıyla gerçeklikten ve perspektiften uzak, ışık ve gölgelerin olmadığı daha çizgisel figürlerdi.

 

Bu resim anlayışı  bir süre bu şekilde devam etti. Başlarda sadece şifalı bitkileri tanıtım  amacıyla yapılan minyatür resimleri de sonraki yıllar da  biraz olsun gelişerek, savaş sahnelerine, av sahnelerine ve günlük yaşamdan sahnelere  yer vermeye başladı.

 

 

Osmanlı Devletinde ise daha çok belge niteliğinde resimler yapılıyordu. Bu resimlerde perspektiften ve gerçekçilikten uzak resimlerdi. Genelde bulundukları bölgelerin panografik görüntülerini yansıtıyorlardı. İlk büyük adım Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesinden sonra başladı. Bu dönemde batının izinden giden Fatih İtalya’dan ressamlar getirerek kendi portresini çizdirmiş ve birkaç madalyonunu yaptırmıştı. Sonrasında Kanuni Sultan Süleyman, II.Selim gibi padişahlar da yine minyatür adı altında ama biraz daha geliştirilmiş resimler çizdirdiler. Bunların en iyi örnekleri ise Mahrakçı Nasuh ve Piri Reis’in çizmiş olduğu belge niteliğindeki minyatür yazmalarıydı.

Son olarak artık Levni ile şekillenen bu resim anlayışı yavaş yavaş Osman Hamdi’nin de içinde bulunduğu Asker Ressamlarını ve 1914 kuşağını oluşturmaya başladı.

Peki  nedir 1914 Kuşağı ?

1914 Kuşağı o dönemde sadece askeri okullarda teknik resim eğitimi görmüş ve bu sayede resme ilgisi artmış kesimden farklı olarak ,bizzat güzel sanatlar fakültesinden mezun olup sadece bu işi yapmak için yetiştirilen kesimdir. Bu okul “Sanay-i Nefise Mehtebi” adıyla anılıp günümüzün güzel sanatlar fakültesidir.

O dönemde iş sıkıntıları, toplumun resme bakış açısı nedeniyle çok fazla öğrencisi olmayan okul, yeni kanunların ve derslerin eklenmesi ile daha tercih edilir oldu . Diğer okul ders müfredatlarına  eklenen resim dersi nedeniyle, bu ders için öğreticiye ihtiyaç duyuldu. Hal böyle olunca ve iş imkanları artınca yeni açılan bu  okula giden kişi sayısı arttı. Sanay-i Nefise Mektebinde genel olarak resim eğitimi veriliyordu. Hocalarının tamamını yabancı kesim oluştururken, öğrenciler genelde yerli halktan seçiliyordu. Özellikle gayri müslim gençlerin en çok dikkatini çeken okullar arasındaydı.

Bu okul mezun vermeye başlayınca 1908-1914 yılları arasında yurtdışına öğrenci göndermeye başladı. Çünkü o dönemde toplumda gelişmiş bir resim düzeyi yoktu. Avrupa ise bu olayı çoktan aşmıştı. Avrupa sitilini görmek isteyen bir çok öğrenci ya kendi imkanlarıyla yada verilen burslarla Avrupa’ya gitti. ( İbrahim ÇALLI, Hikmet ONAT , Nazmi Ziya GÜRAN, Feyhaman DURAN , Avni LİFİJ, Namık İSMAİL …)Fakat o dönemde Avrupa’yı kasıp kavurmakta olan I.Dünya savaşı nedeniyle öğrenciler eğitimini tamamlayamadan geri yurda dönmek zorunda kaldı.

Yurda geri dönüş yapan öğrenciler, öğrendikleri bilgileri uygulamaya başladılar. İstanbul’un  görkemli sahillerini,manzaralarını , toplumun yaşayışlarını konu edinen daha gerçekçi resimler çizdiler. Bu dönemde toplumun kısıtlayıcılığını pek umursamayan  ressamlar , daha açık portreler çizmeye başladı. İlk defa bu konunun bu şekilde ele alınması bedenlerin nü çizilmesi bu kuşağın artık tamamıyla batılı tarzda olduğunun kanıtları arasındaydı. Kuşağın en önemli temsilcisi İbrahim Çallı olduğundan bu kuşak Çallı Kuşağı olarak da anılıyor.

1914 Çallı Kuşağı Temsilcileri

İBRAHİM ÇALLI

13 Temmuz 1882 Çal, Denizli’de doğdu  – 22 Mayıs 1960 İstanbul’da öldü. Ailesi tarafından askeri okula girmek üzere İstanbul’a gönderildi. Ancak; o, çocukluğunun tutkusu olan resim çalışmalarına yöneldi. Ermeni asıllı bir ressamla tanıştı ve ondan resim kursu aldı. Ressam Roben Efendi’den de resim dersleri alan Çallı, Şeker Ahmet Paşa’nın oğlu İzzet Bey’le tanıştı. İzzet Bey’in aracılığı ile Şeker Ahmet Paşa’nın önerisi üzerine 1906 yılında şimdiki adı Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi olan dönemin Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girdi.Büyük başarısı sayesinde altı yıllık okulu üç yılda bitirdi.

 

HİKMET ONAT 

1885 de İstanbul’da doğdu–1977 İstanbul’da öldü. Bahriye Mektebi’ni bitirdikten sonra Sanay-i Nefise Mektebi’ne (Güzel Sanatlar Akademisi) girdi. 1910’da mezun oldu ve aynı yıl açılan yarışmayı kazanarak Paris’e resim öğrenimini sürdürmeye gitti. 1914’te Türkiye’ye döndükten sonra Güzel Sanatlar Akademisi’nde atölye öğretmeni oldu.

 

NAZMİ ZİYA GÜRAN

1881 yılında İstanbul’da doğdu-1937’de İstanbul’da öldü.1902 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girmiş, burada Valery, Varnia ve Oskan Efendi’den ders almıştır. 1908 yılında okuldan mezun olmuş ve Fransa’ya giderek Academia Julian’da Marcel Bachet ve Royer’in hocalık ettiği atölyeye devam etmiştir. Daha sonra Cormon’un atölyesine girerek 1913 yılına kadar orada çalışmıştır.”En Başarılı Empresyonist” olarak tarihe adını yazdırmıştır.

 

FEYHAMAN DURAN 

1886’da İstanbul’da doğdu. Galatasaray Lisesi’nde öğrenim gördüğü yıllarda karakalem portreler çizen, resmin yanı sıra “hat” sanatıyla da yakından ilgilenen Feyhaman Duran, 1910 yılında çeşitli kişilerin desteğiyle Paris’e giderek Güzel Sanatlar Okulu’nda Paul Richet’den ilk resim derslerini aldı. Aynı zamanda Julian Akademisi’ndeki dersleri izleyip, Jean-Paul ve Albert Laurens atölyelerinde çalıştı Birinci Dünya Savaşı başlayınca Türkiye’ye döndü.

 

 

HÜSEYİN AVNİ LİFİJ

Samsun’da 1886 doğdu -1927 İstanbul’da öldü.Kısa bir süre Sanayi-i Nefise Mektebi’nde resim öğrenimi gördü. Yeteneğini gören ve sanatçının eli kadehli, pipolu Kendi Portresini (1907, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi) çok beğenen Osman Hamdi Bey’in önerisi üzerine Şehzade Abdülmecit tarafından Avrupa’ya gönderildi (1908). Paris’te çalıştı, simgeci ressam Puvis de Chavannes’ı örnek aldı. 1912’de Türkiye’ye döndü, çeşitli liselerde resim öğretmenliği yaptı.

 

 

NAMIK İSMAİL

1890’da İstanbul’da doğdu. Mekteb-i Sultani’de Şevket Dağ‘dan resim eğitimi alan 1914 Kuşağı temsilcisi sanatçı, sanat eğitimine Paris’te devam etti. Académie Julian’da ve Beaux-Arts’da, daha sonra gittiği Almanya’da Leipzig Güzel Sanatlar Akademisi’nde öğrenim gördü. Çeşitli nedenlerle bir kaç kez yurt dışına giderek sanatını geliştiren Namık İsmail, Sanayi-i Nefise Mektebi’nde yönetici ve resim öğretmeni olarak çalıştı.

 

 

 

Vahide Köseoğlu

Her insanın hayal dünyası vardır elbette...
Kimi akşam yapacağı şeyler hakkında kısa hayaller kurar,kimi uzun vadeli hayat serüveni hakkında...
İşte ben de o hayalperest kişilerden biriyim
Hayal kurmayı seven ama yazmayı pek bilmeyen biri☺️
Vahide Köseoğlu
Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here