19. Yüzyılın Son Zaferi ve İstanbul Antlaşması

1
36

Yunanistan Krallığı’nın Girit planı ve Osmanlı topraklarında yaşayan rumları isyana teşvik etmesi sonucu 17 Nisan 1897 yılında 2.Abdülhamid Han tarafından Yunanistan’a savaş ilan edilmiştir. Bu savaş Yunanistan’ın mağlubiyeti ile sonuçlanmış aynı zamanda Osmanlı Devleti’nin 19. yüzyılda kazandığı son meydan savaşı olma özelliğini taşır.       4 Aralık 1897 yılında İstanbul Antlaşması ile harp bitmiş barış tesis edilmiştir.

Öncelikle olayların başlangıç noktasına bakalım. 1878 Yılında imzalanan Berlin Anlaşmasına göre Teselya ve Arta Limanı Yunanistan’a bırakılmıştı ve anlaşma gereği 1881 yılında bu iki yer Yunan yönetimine geçmişti. Ancak Kral 1. Yorgi’nin sürekli fırsat kollayan ve açgözlü yayılmacı politikaları neticesi olarak Osmanlı toprağı olan Yanya ve Girit illerindeki rumları devlete isyan etmeye teşvik etmesiyle cereyan eden olaylar daha sonra Osmanlı-Yunan savaşına dönüşmüştür. Burada birkaç gözden kaçan detaydan bahsedecek olursak Osmanlı’da 2.Abdülhamid Han dönemi şüphesiz en karmaşık dönemlerin başında gelir. Birkaç yılda tahttan indirebildikleri birkaç padişahtan sonra adeta Abdülhamid döneminde kayaya çarpmışlardı. Haliyle el altından icra ettikleri ayak oyunlarının dozunun zirveye ulaştığı içerden satın aldıkları kiraladıkları hainlerin tamamının aktif şekilde kullanıldığı bir döneme girilmişti. İngilizlerin türlü oyunlarının piyonu niteliğinde olan Yunanistan Krallığı ise o dönem Girit ve Yanya illerini Osmanlı Devletinden koparmak için balkanlardan ve Avrupadan aldığı desteklere güvenerek bu faaliyetlere girişmişti. O dönem Yunan Krallığı’nın Osmanlı Devleti’ne kafa tutması kendi iradesiyle olacak bir iş değildi bunu iyi bilen Sultan Abdülhamid tuzağın farkındaydı çünkü Yunanlara bu konuda Almanlar başta olmak üzere İngilizler ve Balkan devletleri destek için teminat vermişlerdi. Osmanlı topraklarında ayaklanmalar isyanlar çıkarıp Yunanistan’a savaş açması sağlanacak ve sözde masum olan Yunan Krallığı’nı korumak amacıyla bir askeri yardımla Osmanlı hem savaşta mağlup edilecek, hemde Berlin Anlaşması gereği siyasi açıdan haksız duruma düşecekti. Bunun sonucunda belki birkaç yer dışında birde savaş tazminatı alınıp amaca ulaşılacaktı. Ancak hesaba katmadıkları en büyük faktör Abdülhamid’in zekasıydı. Önce Girit ve Yanya’da çıkan ayaklanmaların ardında Yunan Krallığı’nın olduğunu tüm Avrupa devletlerine iletti daha sonra ise mevcut anlaşmalar neticesinde haklılığını ve gerekirse mukavemet uygulanacağını bu faaliyetlerin durdurulması için sorumluluğun İngilizler ve Almanlara düştüğünü beyan ettikten sonra oluşacak bir savaş durumunda siyasi yönden Osmanlı Devleti’nin sıkıştırılmasının önüne geçmiş oldu. Faaliyetlerine devam eden Yunanlar ise kısa bir süre sonra istediklerini veya kendilerinden isteneni sağlamış oldu ve Osmanlı Devleti’nin savaş ilanı. 120.000 kişilik bir Osmanlı kuvveti harekete geçmiştir savaşa adım adım ilerlenirken herkes Yunanların bu harbi kazanacağından emin bir şekilde beklemeye koyulurlar çünkü 93 Harbi sonrası Osmanlı hem toprak kayıpları hem maddi sıkıntılar altında zor zamanlar geçirmeye başlamıştır. Yani Avrupa için hasta adamdır ve zayıftır ardında Avrupa devletlerinin kesin desteği olan bir Yunanistan’ı yenmesi beklenemezdi. Yunanistan’a savaş notası ulaştığında Osmanlı ordusu çoktan stratejik noktalara mevzilenmişti. Avrupa devletleri başlamak üzere olan bu harp konusunda bir masa oluşturur ve raporlar oluştururlar günümüzde filmlere bile konu olan meşhur zorlu Termofil Geçidi’ni Osmanlı ordusunun 2 aydan önce geçemeyeceği düşünülerek destek için harekete geçilmez ancak daha savaş notası Yunanistan’a ulaştığı anda Osmanlı ordusu çoktan saldırıya geçmiş ve 2 ayda geçilemez denilen o geçidi 24 saat gibi kısa bir sürede geçip tek tek şehirleri düşürmeye başlamıştır. Durumun farkına varıldığı anda ise ordu zafer kazanmış Atina’ya inmiştir. Ardından savaşın durdurulması için Abdülhamid’e Alman Devleti ve Rus Çarı başta olmak üzere birkaç Avrupa devleti mektuplar göndermeye başlamıştır. Öncesinde yapılan siyasi stratejiler ve başarılı askeri harekatın sonucu olarak Osmanlı’dan balkanlardaki topraklarının tamamı koparılacak diye düşünülürken yapılan anlaşmayla Yunanistan birkaç yeri Osmanlıya vermek zorunda kalır ve yüklü savaş tazminatı öder. Bu konuyu Sultan Abdülhamid hatıralarında şu şekilde anlatır;

” Barış masasına, zaferimizin karşılığını almamaya mahkum olarak oturduğumuzu biliyordum. Eğer bu savaşı kaybetseydik, Balkanların büyük kısmını Yunan’a vermek zorunda kalacaktık. Büyük devletler, emellerini bir başka bahara ertelediler. bu bile, bizler için bir zaferdi. Yani, uzun bir süre, bizi rahat bırakacaklardı.”

Sözkonusu plan daha sonra 1912 Balkan Savaşlarında amacına ulaşır bir başka deyişle avrupa balkan savaşlarında kazandığını 1987 yılında kazanmak için harekete geçmiş ancak Sultan Abdülhamid’in siyasi ve askeri zekasına yenilmiş planlarını ertelemek zorunda kalmıştır.
Sonuç olarak anlamak zorunda olduğumuz birkaç gerçeği artık gözardı edemeyiz. Hep söylenir en çok toprak kaybı Abdülhamid döneminde olmuştur diye kısmen doğrudur itirazımız yok ancak anlamak zorunda olduğumuz gerçeklerin başında Osmanlı Devleti için bir fırsat niteliği taşıyan Sultan Abdülaziz’in kiralık hainler vesilesiyle ihtilal sonucu tahttan indirilip 4 gün sonra ise katledilmesi vakası gelir. Düşünün bir padişah tahttan ihtilalle indirilmiş ve bilekleri kesilerek katledilmiş bunu yapanlar ise Abdülhamid döneminde  tespit edilmiş yargılanmış mahkum edilmiş. Mahkum edileceğini öğrendiklerinde bir tanesi İngiliz sefirliğine kaçmış kabul edilmeyince Fransızlara sığınmış bir Osmanlı Paşası (MİTHAT PAŞA) ki bu insana reformist,aydın veya kahraman deriz değil mi? Yıl 1976 dikkatinizi çekmek isterim ilaçlarla delirttikleri 5. Murad’ı tahta çıkarıp perde gerisinden devlete hakim olan devleti yöneten kendi kurdukları meclis-i mebusanda tüm yetkileri toplayan bir kısım kiralık hain. Ve Abdülhamid’in aynı yıl tahta çıkışı bunu iyi anlamak zorundayız o dönem yetki tamamen padişahta değildi nasıl olsun ki ihtilalin ve Abdülaziz’in katlinin üzerinden daha 6 ay geçmemiş ardından 1 yıl sonra zaten ikibaşlı bir yönetimin olduğu dönemde meclis Ruslara karşı savaş kararı alır padişahın henüz etki şansının olmadığı dönemden bahsediyoruz ve tarihe 93 Harbi diye geçen bu olayın sonucundan devlet topraklarının en az üçte birini kaybeder bizlerde bununla alakalı olarak tarihimizde iftihar vesilesi sayılabilecek olan Sultan Abdülhamid’i suçlarız düzmece ve belgesiz tarih kitaplarımızda. 93 Harbi’nin sonucu olarak Abdülhamid meclisi fesheder toprak kayıplarından sorumlu tutar haklı olarak ve devlet iradesinin yeniden dizaynı tamda bu noktada başlar. Sonra yaptıklarından birkaçını hatırlatmak istiyorum ilk olarak Abdülaziz suikastının suçlularını tespit eder, Mithat Paşa- Fuat Avni Paşa ve birkaç yandaşı yargılatır ve suçlu oldukları tespit edilir idama mahkum olurlar Sultan Abdülhamid hapse çevirir bununla kalmaz daha sonra ise  ceplerine para koyarak sürgüne çevirir bu cezayıda; Kızıl Sultan derler kan dökmeyi seven bir padişah sonuçta yazan bu ama amcasının katillerini bile affetmiş tuhaf değil mi? 19. yüzyılda iflas etmiş olan askeri yapıyı yeniden düzenler bu iş 10 yıla yakın süren bir olaydır ilk meyvesi ise bahsettiğimiz Osmanlı-Yunan savaşıdır yeniden eski gücüne ulaşmış bir ordunun 2 ayda geçilemez dedikleri Termofil Geçidi’ni 24 saatte geçmesi avrupada şok etkisi yaratmış önemli bir olaydır. Bu savaştan sonra dünyanın en güçlü kara ordusu olarak anılır Osmanlı ordusu. Biz söylemiyoruz İngilizler söylüyor. Orduyu yeniden yapılandırırken bununla da kalmıyor donanmayı Haliçe demirleyerek Avrupa’da Osmanlının artık donanma gücünün olmadığı algısı yaratarak İngilizleri oyalıyor olayın aslına gelmek gerekirse donanmanın Haliç’e demirlenmesi tahrip gücü yüksek toplarla donanmayı güçlendirmek maksadıyla yapılmıştır ve gizlice denizaltı protatifleri üretilip denenmeye bile başlanmıştır. Dünyada ilk denizaltı üreten Sultan Abdülhamid’dir ayrıca. velhasıl sözün kısası dağılmak üzere olan bir devleti yeniden toparlayıp eski gücüne ulaştırmış bir şahsiyetten bahsediyoruz. Osmanlı-Yunan savaşı önemsiz veya yabana atılacak bir konu olmadığı gibi çok önemli etkileri ve sonuçları olan bir savaştır bu savaşın sonunda yapılan barış anlaşması ise bu bağlamda değerlendirecek olursak Osmanlının yeniden eski gücüne kavuşmasının tarihi ve stratejik vesikalarıyla doludur. Geçmişini bilmeyen geleceğine yön veremez diye bir söz vardır ve hiçbir söz yalnızca kelime sayıları kadarla sınırlı değildir. Tarihi bilmek düşmanı tanımaktır zaaflarını öğrenmektir geçmişte uygulanmış stratejilerden ilham almaktır bununla birlikte mağlubiyetin hangi sebeple geldiği hangi zaferin hangi akıllı politikayla sağlandığını görebilmektir. Bizler tarihte Abdülhamid’i anlamadık balkanları kaybettik, Abdülhamid’i anlamadık Cihan Harbi’ne yanlış safta girdik kaybettik, Abdülhamid’i anlamadık Ortadoğu petrollerini kaybettik. Son olarak kazandığımız İstiklal Harbi’ne bakın kimlerle kazandığımıza bakın ve düşünün 7 veya 8 kahraman paşayla destan yazdı bu millet ancak çok ince bir tespit vardır gözden kaçan Mustafa Kemal Paşa dahil ki kendisi genç bir paşaydı Milli Mücadele’nin beyin takımını oluşturan askeri dehalar Sultan Abdülhamid döneminin eğitim sistemindeki askeri öğrencilerdi. Bir Sultan Abdülhamid’in orduyu yeniden dizayn etme projesi kaç tane kahraman paşayı hediye etmiştir tarihimize düşünün donanma için temin ettiği yüksek ateş gücüne sahip toplar çok sonraları Çanakkale Harbinde ateş gücümüz oluşturmuştur. 

TARİHE GEÇECEK ZAFERLER TARİHİ DOĞRU ÖĞRENMEKLE BAŞLAR…

You may also like

Share

1 YORUM

  1. Yazınıza teşekkür ederim… Görmek istemeyen gözlerin önüne gerçekleri veya istemedikleri doğruları sermişsiniz… Fakat eğitim sistemimizde bu gerçekler yerine, hâlen, yalanlar empoze edilmekte ve Abdulhamid Han gibi diğer padişahlar da hain olarak gösterilmeye çalışılmaktadır !!!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here