10 Efsane Hint Filmi

0

3 İDİOTS ( 3 APTALLAR )

FİLMİN İÇERİĞİ NE ? FİLM NE ANLATIYOR ? 

Aamir Khan’ın yazdığı bu güzel filmi dünyadaki herkes izlemeli bence, çünkü bu filmde o kadar güzel anlatılan şeyler var ki. Şöyle söyleyeyim ya da şöyle sorayım; çocuklarınızı ne kadar seviyorsunuz veya onlara verdiğiniz değer ne, onların hayatınızda ki yerine ne ? Çocuklarınızın gerçekten iyi bir hayat yaşamasını istiyor musunuz, onları ve onların yapmak istediklerini ne kadar düşünüyorsunuz ya da sadece kendinizi mi düşünüyorsunuz ? Bu soruları kendinize bir sorun derim ben. Çocuğunuzu keşfedin ve izin verin bırakın olmak istediği kişi olsun, bırakın istediklerini yapsın illa kendi istediğiniz gibi yönlendirmeyin bırakın nefes alsın çocuklarınız eninde sonunda kendileri olması gerekenleri yapacaktır ve doğru  kararı kendileri verecektir bunu sizlerde göreceksiniz. Şunları demeyin ya da bu diyeceklerimi yapmayın; onları yapmak istemedikleri bir şeye yönlendirmeyin, istemediği şeyleri bırakın yapmasınlar, kendi kararlarını kendileri almalarını gerektiğini bilsinler, eğer siz ona ne yapması gerektiğini söyler ve ona seçim hakkı tanımazsanız inanın bu onu ilerde kötü bir insan veya kötü bir birey haline getirmekten başka bir işe yaramaz. Çocuklarınızı kendi hayal güçleriyle baş başa bırakın. Bırakın astronot olsunlar, aşçı, gök bilimci, ressam, müzisyen, tiyatrocu, dağcı, bırakın ne istiyorsa o olsun. Sakın şu cümleleri kurup onun dünyasını ve onun hayatını mahvetmeyin, başkalarının dediklerine bakıp  çocuğunuzun hayatını yönlendirmeyin, başkasının oğlu/kızı doktor olsun onları boş verin. Sizin çocuğunuz ressam olsun bırakın gitarcı, çalgıcı çengici olsun belki çocuğunuz kendi istediği mesleği daha iyi ve hakkıyla yapacak, bir doktordan daha fazla para kazanacak belki, belki de mühendisten  hemşireden. Sığ düşünceli olmayı bırakın, çocuğunuz için seçtiğiniz hayatı siz yaşamayacaksınız, bırakın o karar versin yaşayacağı hayata siz karışmayın. Siz okuyup olamadıysanız  benim yerime okusun demeyin, alın elinize Ali Kapaklıkaya’nın yazdığı ” Aramızda Kalsın” kitabını alın elinize bir okuyun olur mu? Onu seçmediği bir mesleğe daha fazla para kazanacak diye zorlamayın, eğer zorlayacaksanız siz niye yapmadınız o mesleği siz yapsaydınız ya? Gidip siz olsaydınız mühendis, doktor veya avukat, istiyorsunuz ki çocuklarınız bu meslekte olsunlar, olsunlar okusunlar zorla okutun sonra ne olacak ben sizlere şimdiden söyleyeyim; okuduklarına pişman olacak çocuklarınız, ‘keşke okumasaydım’ diyecek ve sizi sevgiyle anmak yerine size nefret ile bakıp sizi nefret ile anacak hatta anlatacak herkese. Hani şu korktuğunuz elalem var ya şunu  duymasın bunu bilmesin dediğiniz, he işte o elalem sizi çok kötü bir anne/baba olarak bilip öyle anlatacaklar öyle anacaklar sizi, hemde ne için biliyor musunuz? Sırf çocuğunuza istediği şeyi yapmasına izin vermediğiniz için sizi aşağı görecekler ne kadar cahil ve  sığ düşünceli diyecekler size, benim böyle yetenekli bir evladım olsaydı konservatuara göderirdim veya ressam olmasını isterdim diyecekler ama ”Siz ne yapacaksınız ? Oğlunuzu / kızınızı 1.600 tl’lik sabit bir maaşla çalışılan monoton, sıkıcı ve hatta istemediği her gün çalışmak zorunda kaldığı ve çalışmaktan nefret ettiği bir işe yönlendirip birde tüm bunların üstüne çocuğunuzun hayatıyla oynayıp psikolojisinin bozuk olmasını sağlayacaksınız. Bu kötü sorumluluğun altına girmek istiyor musunuz? Emin misiniz ? Gerçekten de çocuğunuzun geleceğini mi düşünüyorsunuz yada düşündüğünüzü mü sanıyorsunuz. Bırakın çocuklarınız istediği, sevdiği  her gün yapmaktan zevk aldığı, mutlu olduğu şeyi yapsın, hobiyi, işi yapsın bir rahat bırakın. Çocuklarınızın iyi olmasını istiyorsanız ve iyi bir kazanç, iyi bir geleceği olsun istiyorsanız ona köstek olacağınıza destek olup elinizden geleni yapın ve onları istedikleri kurslara gönderin, istedikleri okullara, liseye, üniversiteye gönderin, inanın ki pişman olmayacaksınız. Bunun üstüne hem onun mutluluğunu paylaşacak hemde siz mutlu olacaksınız.

Filme dönersek filmde Aamir Khan çocukların kötü olan eğitim sistemiyle nasıl  robotlaştırıldıklarını, düzen ve disiplinin nasıl her şeyi mahvettiğini ve insanların fikirlerine, düşüncelerine ve en önemlisi sahip oldukları karakterlere önem verilmesi gerektiğini vurguluyor, size tavsiyem izlemeyen bir çevreniz varsa izletin hatta öğretmenlerinize bile. “Akıl yaşta değil baştadır” ve ” Akıl akıldan üstündür” deyimlerini anlatıyor filminde. Her düşüncenin her fikrin önemli olduğunu, fikirlerin bastırılmaması gerektiğini, fikirleri bastırılmış ve yanlış eğitimli insanların nasıl olacağını anlatmıştır  filminde. Film komedi ve dram katagorisinde yer almakta. 70 milyon $ dolar hasılatı vardır. Eğitim sisteminde daima bir yarış olduğunu ve bu yarışta herkesin birincilik yarışında olduğunu gösteriyor. Rancha, Farhan ve Raju bu üç öğrencinin üniversitede yaşadıkları aksilikler ve okulda kurulmuş olan saçma düzeni bitirmek adına yaşadıkları anları anlatmaktadır.

Oyuncuları : Aamir Khan –  Kareena Kapoor –  R. Madhavan –  Sharman Joshi –  Boman Irani –  Omi Vaidya – Mona Sing –  Parikshit Sahni  baş rolde yer alan oyuncular.

İşte bir hocaya verilecek en güzel cevap .


HER ÇOCUK ÖZELDİR / YERE  DÜŞEN YILDIZLAR ( TAARE ZAMEEN  PAAR )

”Her çocuk özeldir”, ne kadar güzel söylemiş Aamir değil mi ? Disleksi olan  8 yaşındaki bir çocuğun yaşadığı sıkıntıları anlatıyorken aynı zamanda da insanlara çocuklarımıza nasıl davranmamız gerektiğini, her çocuğun kendine özel kabiliyetinin ve yeteneğinin olduğunu gösteriyor bu filmiyle. Aslında bu filmi herkes izlese çocuklarına karşı olan davranışları değişir diye düşünüyorum. Bir film ancak bu kadar güzel olabilirdi. Her çocuk dahidir, zekidir, yeteneklidir fakat kendine göre.

Şu bizleri soktukları birincilik yarışında, bizi çocuktan daha çok at yerine koyduklarını düşünüyorum. “Ayşe’nin kızı avukat olmuş duydun mu ? Mehmet’in oğlu da doktorluğu kazanmış. Halamın oğlu Güzel Sanatları kazandı, okudu ama bir halt olamadı sen de boş ver  o yapamadı ya sen nasıl yapacaksın.” Sanki biliyormuş gibi bir de böyle derler ya en ama en sinir olduğum konu da bu. Sen nereden bilebilirsin ki ya benim Ayşe’den, Fatma’dan zeki olup olmadığımı veya başarıp başaramayacağımı nereden bilebilirsin sen? Sorarım sana Ayşe teyze, Mehmet amca sorarım sizlere siz nereden bileceksiniz ? Medyum musunuz, vahiy mi geldi size, geleceğe mi gittiniz ? Nedir sizin bizimle derdiniz ? Bir söyleyin. Neden insanların hayatlarına karışmaktan zevk alıyorsunuz, neden burnunuzu sokuyorsunuz ki size ne kim ne okursa okusun veya kim ne olursa o olsun sizi ilgilendirmez bırakın artık bu işleri. “Bak sizin sınıftaki Bünyamin yüz almış dersten sen neden alamadın ? , Bak gördün mü Merve ne zeki kız her derste çalışkan, neden sen de ders çalışmıyorsun ? Neden böylesin ? Neden şöylesin? ” bırakın çocuklarınızın hayatlarını çürütmeyi, onları yarış atı yapmayın bırakın çocukluklarını yaşasınlar, oyun oynasınlar, çamurun içine girip çıksınlar, ders çalışmasınlar belki dersi derste öğreniyor ve ders çalışmaya gerek duymuyor. Siz ” Neden?” diye soracağınıza neden ders çalışması gerektiğini güzelce anlatın. Konuşun çocuğunuzla vakit geçirin, oyun oynayın, yeter ki yürü hadi dersine deyip dediğinizi yapmadığında da cezalandırmayın onu. Anlamaya çalışın siz de çocuktunuz veya şuanda çocuksunuz. Eğer şuan çocuksanız ailenizin size uyguladığı kötülükleri düşünmeyin ve onları şaşırtacak şu sözleri söyleyin “Peki sen neden benimle konuşmak yerine bana bağırıp beni anlamaya çalışmıyorsun?” tam da bu cümleyi söyleyin onlara belki düşünüp akılları başlarına gelir. Eğer şuan da çocuk değilseniz bırakın zor geçirdiğiniz günleri ve sizi neşeye boğan, yanınızda ki tatlı mı tatlı afacana bakın ve ders alın ne kadar mutlu ve neşeli. Hayattan nasılda keyif alıyor bir düşünün, görün küçücük bir şeyden bile nasıl mutlu olduğunu. Sizin onunla ilgilendiğiniz ve oyun oynadığınız her an o ufaklık sizi daha çok seviyor bunu sakın unutmayın.

Bu filmi de hem izleyin hem de bu filmi izlememiş ne kadar insan varsa çevrenizde izletin şiddetle tavsiye ediyorum.


AŞK TRENİ / CHENNAİ EXPRESS 

Aşk Treni, eğlenceli bir yolculuk. Ölen dedesinin vasiyetini gerçekleştirmek için yola düşen bir torun ve çıktığı yolda zorla evlendirilmeye çalışan babasından kaçan bir kız, yolları bir trende kesişir ve komik olaylar başlar. Abilerinden kaçarken trene binmesi için bir adam ona yardım eder, arkasından onu kovalayan abilerini de alır trene aynı kişi çünkü bilmez onların bu genç kızı kovaladıklarını ve maceraları burada başlar. Şarkı söyleyerek genç kıza asılmaya başlar ve genç kızda ona şarkıyla cevap vererek abilerinin onu zorla memleketine götürdüğünü ve babasının onu zorla evlendirmeye çalıştırdığını söyler ve adamdan yardım ister. Her anı komedi olan bu  güzel film aynı zamanda da duygulandırıyor. İzlemenizi tavsiye ederim. Trene binmek üzereyken kimin elini tutup yardım ettiğinize dikkat edin başınıza tatlı bela olabilir. 🙂 Bir yandan güldüren diğer yandan da ağlatan bir film. En iyi hint filmlerinden.


DHOOM 3

Yine bir Aamir Khan filmi bu kez eğlenceli ve duygusal olarak bir film yapar. Sirki olan bir adam vardır, Chicago’da bir bankaya yüklü miktarda borucu olan bu adam banka borcunu ödeyebileceğini göstermek için bir gün banka müdürünü sirkine davet edip en ünlü gösterilerinden yapar hatta ilgi çekici ve etkileyici bir gösteri olur fakat banka müdürü beğenmez. Kuliste konuşurlarken adam banka müdürüne yalvarır ve zaman ister banka müdürü bunu  kabul etmez ve sirki kapatmaya karar verir, müdür sözlerini bitirdikten sonra adam kendisini oğlu ve banka müdürünün gözü önünde silahla intihar eder, oraya yığılır kalır. Yıllar sonra Chicago’da ki tüm banklar yavaş yavaş soyulmaya başlar. Polisler bu büyük soyguncuların peşinde olsalar da bir türlü yakalayamazlar. Yıllar sonra sirkin sahibinin oğlu büyük planlarla geri dönerek bu bankaları soymaktadır. Macera dolu anlar seyredeceğinizden emin olun. Nede olsa Aamir Khan’ın filmi. 😉 Hatta 4. bölümü de çıkacak hemde sürpriz şaşırtıcı isimlerle.

         


DANGAL

Bomba gibi bir film, muhteşem hatta harika. Gerçek bir hayatı anlatan efsane bir film. Tekrar bir Aamir K. filmi bu adam ne yapsa güzel oluyor. Bir boksçu ve onun ailesindeki iki küçük kızıyla ilgili hikaye.  Adamın hayali doğan erkek çocuğunu şampiyon yapmaktır ama ne kadar denediyse doğan çocuklarının hepsi kız olur, bir gün düşünürken kızlarının en büyük ikisinin mahallede bir erkeği dövdüklerini görür ve o anda kızları için bir karar verir. Kararı; kızlarını güreş şampiyonu yapmaktır. İkisini de çağırır ve istedikleri her şeyi o gün içinde yiyebileceklerinin söyler, kızları ceza alacaklarını tahmin ederler fakat babasının amacı tamamen farklıdır. Kızlara ertesi sabah beşte kalkmalarını söyler, onlara güzel bir dövüşme alanı hazırlar ve kızlarını oraya götürür. Kızları ilk baş babalarının onlara ceza verdiğini sanırlar ama gerçek öyle değildir, babanın amacı onlara altın madalyayı kazandırmaktır. Gün geçtikçe yaptıkları spor ağır gelir, her gün biraz daha artar yapacakları ve kızlar uzun süre bu şekilde çalışmaya devam ederler. Kızları artık bu şartlara alışmış ve artık onların da hedefi güreş şampiyonu olmaktır. İlk baş babası turnuvalara çıkartmaya çalışır, kız oldukları için dalga geçildi ve alınmadılar ama öyle bir zaman geldi ki turnuvaya katılıp ilk raunttan itibaren katıldıkları tüm maçları kazanmaya başladılar. Başarıyı tattıkça daha fazlasını istiyorlardı babaları gibi. Büyüyüp  üniversite çağına geldiler ve en büyük kızı spor üniversitesine başladı. Orada onu farklı bir antrenör ve farklı bir ortam bekliyordu, alıştığının aksine bir ortam ve artık babasının yanında değildi. Günler geçtikçe oradaki ortama alışıyordu ve sevmişti o rahatlığı. Artık babasının onu aradığı zamanlarda ya cevap vermedi yada konuşmasını kısa kesti. Zaman baya bir ilerledi, gün geçtikçe kendi kendine gururlanıp kibri artıyordu. Üç önemli maça katıldı ve üçünde de kaybetti, umutsuzluğa kapılmıştı ve kötü olduğunu düşünüyordu. Tabi bu sıralarda kardeşi de büyüdü ve aynı üniversiteye başladı. Ablasını bu durumda gören kardeşi çok üzüldü ve ablasına kendisinin bu olmadığını ailesine kötü davrandığını eski kendisini unuttuğunu anlattı. Daha sonra kız kardeşi ile yaptığı konuşmanın ardından ağlayarak babasını aradı. Daha sonrasını anlatmayayım üç saatlik bir film. Gerçekten yaşanmış bir hayatı filme almışlar ve harika bir iş çıkartmışlar diyebilirim. İki küçük kızın azmi ve öğrendikleri. Kurallar her şey değildir. Birde bunu bize gösteriyor bu film, her öğretmen yada başka bir birey bir meslekte diye o mesleği iyi yapıyor anlamına gelmez bu ama aksine bir durumda var o mesleği gerçek anlamda öğrenmiş ve hayatını  öğrenmeye, öğretmeye adamış olmakta var işin içinde. İzlemenizi kesinlikle tavsiye ederim.


PK / PEEKAY

Artık kabul edelim bu adam muhteşem bir insan ve her yaptığı film ile insanları etkiliyor ve insanları doğruya yönlendiriyor hem de kendi doğrusuna değil gerçekten doğru olan doğruya. Ben şahsen kendisini ayakta saatlerce alkışlayabilirim çünkü adam hem insanların duygularını harekete geçiriyor hemde insanlıktan nasibini daha alamamış insanlara güzel şeyler gösterip, öğretiyor. Neredeyse her filmini izledim Aamir Khan’ın ve bu adamın tek derdi insanlığın gözünü açmasını istemesi ve büyük uykularından artık uyanmaları gerektiği ve artık insan olmalarını öğütlüyor. (İnsan olmayanlara ve at gözlüğüyle yaşayanlara tabiki) Ama siz keyifle seyredin çünkü harika bir film. Harika demeden geçemiyorum çünkü gelmiş geçmiş ve kusursuz filmleri bence dünyada bir tek bu adam yapıyor hem de insanlar ve insanlık için. İki saatlik filmden ne çıkar demeyin derim ve izleyin. Film, bir uzaylının ve bir kızının karşılaşmasıyla alakalı. Sizlere şöyle anlatayım; bir uzaylı dünyayı ve dünyadaki insanları araştırmak için gezegenimize gelir, daha iner inmez Hintlinin biri ile karşılaşır ve ona doğru yürümeye başlar. Hintliye yaklaştığında ise Hintli onun boynundaki iletişim cihazını çalar ve kaçar. Asıl hikaye bundan sonra başlıyor daha heyecanlı ve daha duygu dolu. Keyifli seyirler. 🙂


JODHAA AKBAR

Moğol İmparatoru Celaleddin Muhammed Akbar ve Hindu Rajput Prensesi Jodhaa arasında geçen o büyük aşk hikayesi. İki İmparatorluğun da refah, huzur ve barış içinde yaşaması için yapılan anlaşmalı evlilik ve o evlilikten doğan aşk ile ilgili güzel  bir film, kız evlenmeyi istemese de ailesi için, barış için evlenmeyi kabul eder. Celaleddin Muhammed Akbar prensesi gördüğü anda ondan hoşlanmıştır. Ama prenses Muhammed Akbar’dan zorla evlendirildiği için nefret etmektedir. Evlendiği gelin bir Hindu olunca, halkı ve yanındaki alimler bu konuyu tartışmak isterler fakat Akbar dinlere saygı duyulması gerektiğini ve prensesi böyle kabul ediceğini açıklar. Hatta onun için saray içinde bir ibadethane bile yaptırır. Çok tepki gören Hindu gelin özellikle Akbar’ın süt annesi tarafından sevilmez. Süt annesi kızcağızla uğraşmaya başlar derdi onu saraydan kovdurmaktır. Savaş ve gerçek aşk hem de nefret doğan bir aşk hikayesi. Çok duygu dolu ve güzel bir hikaye izlemenizi tavsiye ederim. Film Babürlüler zamanında yaşanmıştır. Eğer o dönemde İngilizlerin sömürgesi olmasaydı emin olun şuanda Hindistan’ın %90’ı Müslümandı.İngilizler hain planlar yapmış ve sömürgecilik yapmışlardır. Müslümanlarla ilgili, İslam ile ilgili ne kadar şey varsa  hepsini yakıp, yıkıp, yok etmişlerdir ve şuan da Hindistan’ın %13’ü yada %14’lük kısmı Müslümandır. 


BENİM ADIM KHAN

İnsanlık için yapılmış bir film daha, keyif ile seyredeceğinizden eminim. Shahrukh Khan’ın yapımcılığını  ve  oyunculuğunu yaptığı bir film. Shahrukh’u daha önceden  Aşk Tren’inde baş rolde tanıdık ve izledik, bu film ile kalbimizi  fetih etti diyebilirim. 2010 yapımı bir filmdir. Filmin içeriği şöyledir; Asperger sendromlu Rızvan Khan’ın ( Shahrukh Khan ) yaşadığı  hayat ve bir dinin aslında terör örgütü olmadığını ve Hintliler ile Müslümanların birliğini ele alıyor. Film tarafsız bir şekilde yazılıp yönetilmiş. Burada iyi Hintli, kötü Hintli, iyi Hristiyan, kötü Hristiyan değilde iyi insan ve kötü insanı ele aldıklarını düşünerek izleyebilirsiniz. Asperger sendromu: Otizm rahatsızlığının bir çeşididir ve ömür boyu süren, sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren, sınırlı ve tekrarlanan davranışlara yol açan beynin gelişimini engelleyen bir hastalıktır. Filme dönelim. Filmde Khan Asperger hastasıdır, annesi çocuğunun neden böyle olduğunu bilemediğinden doktora götürür ve çocuğunun Asperger olduğunu öğrenir. Doktor tedavi görmesi gerektiğini söyler ama anne kabul etmez ve çocuğunu kendi yöntemleriyle büyütmeye başlar. Tabi bu sırada belli bir okul eğitimi alması gerekmektedir, okula gider ve okulda dövülür, hakarete uğrar diğer çocuklar tarafından. Daha sonra annesi aynı şehirde bir öğretmen bulur, iyi kalpli bir öğretmen ve özel olarak ondan eğitim almasını sağlar. Khan’ın birde küçük kardeşi vardır, annesi Khan ile ilgilenmekten diğer küçük çocuğuyla pek ilgilenemez. Bu arada bu aile Hintli Müslüman bir ailedir. Çocukları büyümüş küçük oğlu ABD’ de iyi bir okuldan tam burs kazanmış ve oraya yerleşmiş, orada evlenmiştir. Khan ise annesiyle yaşamaya devam etmiştir. Annesinin Khan’a bir vasiyeti vardır, eğer annesi ölürse küçük kardeşi gibi kendine mutlu bir yuva kurup işe başlamasıydı vasiyeti. Zaman geçti ve annesi öldü. Khan  annesinin vasiyetini gerçekleştirmek için yollara düştü, kardeşinin yanına ABD’ ye gitti ve onun yanında işe girdi. Güzellik ürünlerini üreten bir işe ve orada tanıtımcı oldu. Bir gün tam karşıdan karşıya geçecekken hastalığı yüzünden yol ortasında kalır ve kaldığı nokta şehir içi trenin geçtiği noktadır, tren son anda frene basmıştır. Tüm insanlar yardım etmek için etrafında toplanmıştır ve tam o sırada bir ses duyar güzel bir ses. O ses sayesinde insanlar çevresinden gitmiş, sakinleşmiştir ve o sesin nereden geldiğini merak etmektedir o sırada. Tren geçip  gittikten sonra birde bakar ki  o ses bayan kuaföründe çalışan bir bayana ait.Yol macerası burada başlar. Aşık olur, aşık olduğu kadın duldur ve bir de çocuğu vardır. Bu kadınla evlenirler. Her şey iyi ve güzel giderken, ikiz kulelerin yıkılmasıyla ve Müslümanlara karşı olan  insan topluluğun artmasıyla birlikte, hayatları sarsılır ve olaylar farklı yolda ilerler. İyi insan ve kötü insanı anlatmak isteyen, birlik ve beraberlik içinde yaşamamızı bize öğütleyen bir filmdir. Bir nevi  bir hayat dersi gibi. İyilik yapmak çok zor bir şey değil sizden bir şey götürmez aksine size başka iyilikler getirir. Bunu sakın unutmayın. Duygu dolu ve harika bir film diyebilirim.


VEER ZAARA 

Kelimelerle anlatılmayacak kadar güzel bir film. Renkli, aynı zamanda duygu seli yaşatacak bir filmde diyebiliriz. 2004 yılında vizyona girmiş olan bir filmdir. Veer isimli Pakistanlı bir gencin Zaara adlı bir genç kızın hayatını kurtarmasıyla başlar bu güzel aşk dolu hikaye. Kızı kurtardıktan bir süre sonra birlikte vakit geçirirler ve bir gün Veer, Zaara’nın Hindistan’a döndüğünü duyar. Tam bir romantik aşk hikayesi olan bu film bir aşkın ne kadar güçlü olabileceğini de gösteriyor bize. Bir gün tekrar buluşmak üzere tren istasyonunda ayrılan bir çift, aile zoruyla başka bir adamla evlendirilmeye çalışılan bir kız ve mutlu aşk dolu bir mutlu son. İzlemekten keyif alacağınız filmlerden birisi. 🙂


SLUMDOG MİLİONAİRE / MİLYONER

Yetim öksüz, Hindistan’ın fakir kısmın da büyüyen ve hayatı zorluklarla geçen bir çocuk. Bir gün bir yarışma programı izler. Bu çocuğun ismi Jamal’dir. Bu çocuğun en büyük hayali izlediği bu yarışmada birinci olmaktır. Bir gün hayalini gerçekleştirmek üzereye yarışmaya  başvurur  ve başvurusu onaylanır. Yarışmadaki sorulara hiç takılmadan doğru cevapları veren Jamal Hint halkı tarafından ilgi görür ve neredeyse herkesi televizyon başına çekmiştir. Tam son soru sorulacak iken programın zamanı dolar ve yayın biter. Ardından kimsenin bu soruları böyle eksiksiz doğru cevap vereceğine inanmazlar ve Jamal’i sorguya çekerler. O sorguda Jamal’in soruları eksiksiz ve doğru bilmesinde ki sır ortaya çıkar. Güzel ve heyecan verici bir film diyebilirim, bir öksüzün macera dolu yaşam hikayesi. Hayat bu insanın karşısına neyin çıkaracağını bilemeyiz, ilk baş insan olmayı ve insanları yargılamamayı, çevremizde kim olursa olsun güzel gözle bakmayı bilmeliyiz. İnsanları olduğu gibi kabullenin ve sevin. Çünkü onlar veya siz böyle daha iyi. Dil, din, ırk, cinsiyet gözetmeksizin, ayırmadan, aşağılamadan, hakaret etmeden ve en önemlisi güzel sözlerle yaklaşmalıyız birbirimize, sevgiyle. Kimin ne bildiğini, alim mi yoksa zalim mi olduğunu dış görünüşüyle anlayamayız, bilemeyiz çünkü içi nasıldır bilinmez bir insanın. Eğer hayatınızda mutlu olmak ve sevilmek istiyorsanız ilk önce ön yargılarınızdan ve sevgisizlikten kurtulun ve çevrenizi sevin, insanları, ağaçları, hayvanları, güneşi, yıldızları sevin her şeyi sevin. O zaman mutluluğa ulaşacağınıza eminim.

Burada sizinle paylaşmış olduğum filmlerin bazıları insanların körelmiş kalplerini aydınlatmak için yapılmış, o derin ve kötü uykularından uyanıp artık iyi olanın farkına varmaları için.İyi seyirler. İzlemeyi unutmayın. 😉 

Share

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here